Cevat Sağlam



15.4.11

YALANDAN SAKINMALIYIZ


YALANDAN SAKINMALIYIZ
   Bir toplumun huzur ve düzeni,o toplumun fertleri arasındaki karşılıklı güven,sevgi ve saygıya bağlıdır.İnsanlar arasında güvensizlik ve kuşku meydana getiren kötü alışkanlıkların başında ise yalancılık gelir.Yalan,suçsuz kimselerin lekelenmesine,haklı kişilerin haksız,haksız kişilerin haklı duruma gelmesine,ocakların sönmesine ve servetlerin yok olmasına sebep olur.Yalancı şahitlik,fertler arasındaki karşılıklı güven,sevgi ve saygı duygularını yok ederek,yerlerini kuşku,kin ve düşmanlığa bırakır.Böylece toplumda huzur,düzen,birlik ve beraberlik ortadan kalkar.Bir ayet-i Kerime'de meâlen:
   "Allah'ın ayetlerine inanmayanlar,ancak yalan uydurur.İşte onlar,yalancıların kendileridir"(1)buyrularak yalan söyleyenlerin olgun mü'min olamayacakları bildirilmiştir.Bu konudaki hadislerden bazıları da meâl olarak şöyledir:
   "Allah'a ve Ahiret gününe inanan kimse,ya hayır söylesin ya da sussun"(2),"Kim,benim için dili ile masumunu muhafaza ederse,Ben de O'na Cennet'i tekeffül ederim."(3)
   Yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren ve bundan sıkılmayan bir kimsenin yapmayacağı hiçbir kötülük yoktur.Bu sebepledir ki,yalan,bütün kötülüklerin anası kabul edilmiştir.Bir adam,Resul-i Ekrem'e:"Birçok kötü alışkanlıklarım var,senin dininde haram olan her şeyi yapıyorum.Beni bu kusurlarımla kabul edersen müslüman olayım"der.Bunun üzerine Allah'ın Elçisi:"Yalnız yalanı terk et,seni kabul edeyim"buyurur.Adam buna rıza göstererek müslüman olur.Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra Resul-i Ekrem'in huzuruna gelerek:"Beni öyle bağladınız ki,verdiğim bu söze sâdık kalmak için bütün kötülüklerden vazgeçmek zorunda kaldım"(4)dedi.
   Yalanın küçüğü büyüğü olmaz.Basit ve önemsiz gibi görünse de gerçek olmayan her söz yalandır.Bir gün müslüman bir kadın,Resul-i Ekrem'in huzurunda küçük çocuğuna:"Gel sana bir şey vereceğim"der.Resul-i Ekrem,ne vereceğini kadına sorar.O da"Bir hurma vereceğim"der.Hz.Peygamber(S.A.V),"Şayet,bir şey vermezsen senin için bir yalan yazılırdı."(5)buyurur.
   Yaptığını inkâr etmek,yapmadığıyla yaptım diye övünmek,aslı olmayan sözler uydurmak ve müşteriyi aldatmak yalancılık olduğu gibi,kasıt olmasa bile duyduğu bir haberi doğruluk derecesini araştırmadan ortaya yayamak da dinimizde yalancılık sayılmıştır.Nitekim bir hadis-i Şerif meâlen:
   "Her işittiğini söylemek insana yalan olarak yeter"(6)buyrularak başkaları hakkında söylenen her sözü doğruymuş gibi etrafa yaymaktan sakınılması gerektiğini bildirmiştir.Zira,duyulan bir haber doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir.Gerçek dışı sözlerle uğraşmak ise yalancılık olur.Kuran-i Kerim bizi bu konuda:
   "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme.Çünkü kulak,göz ve gönül,bunların hepsi ondan sorumludur"(7)meâlinde uyarmaktadır.Yine Kur'an-i Kerim'de meâlen:
   "(O kullar),yalan yere şahitlik etmezler,boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile(oradan)geçip  giderler"(8)buyrularak yalancı şahitliğin ve zararlı şeylerle uğraşmanın gerçek mü'minin vasfı olmadığına dikkat çekilmiştir.Unutulmamalıdır ki,birçok yaygın söylentiler bencilliğin,hasedliğin ve çekememezliğin sonucudur.Seciyeli ve vicdanlı kimseler her söylentiye kıymet vermezler ve İslâm'a ters düşen bir davranışta bulunmazlar.
   Yalan yere şahitlik büyük bir günah olduğu gibi,bildiğini gizlemek ve gerektiğinde açıklamamak da aynı şekilde günahtır.Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de meâl olarak:
   "Allah tarafından kendisine(bildirilmiş)bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir?"(9),"Şahitliği,bildiklerinizi gizlemeyin.Kim onu gizlerse,bilsin ki onun kalbi günahkârdır."(10)buyrulmuştur.Sevgili Peygamberimiz de bu konuda meâlen:
   "Çağrıldığı halde bildiğini gizleyen kimse,bilmediğini söyleyen yalancı şahit kadar günahkârdır"(11),Bir kimse bir müslümanın aleyhine yalan yere şehâdet ederse,Cehennemdeki yerine hazırlansın"(12)buyurmuşlardır.
   Dinimiz,haksızlığa uğramış kişiyi korumak,dargınları barıştırmak ve harpte düşmanı yenmek için yalan söylemeye izin verir.Bu üç durum dışında yalanı meşru gösterecek hiçbir sebep yoktur.
   Yazımı bir hadis-i Şerif meâliyle noktalamak istiyorum:
"Doğru sözlülük iyiliğe,iyilik de Cennet'e yol açar.Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîyklar derecesine çıkar.Yalan kötülüğe,kötülük de Cehennem'e götürür.İnsan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında yalancılar defterine yazılır."(13)



____________________________
1-Nahl Sûresi;ayet:105
2-Tac Tercemesi,5/330
3-Tac Tercemesi,5/330
4-Dini Bilgiler Kılavuzu(D.İ.B)yayınları,4.baskı.sf,274-275
5-Terğib et-Terğib ve't-Terhib,4/377
6-Riyazü's-Salihin Tercemesi,3/136
7-İsrâ Sûresi;ayet:36
8-Furkan Sûresi;ayet:72
9-Bakara Sûresi;ayet:140
10-Bakara Sûresi;ayet:283
11-Fethu'l-Kebîr,3/234
12-Et-Terğib ve't-Terhib,3/505
13-Riyazü's-Salihin Tercemesi,3/123
Devamını Oku

ŞÜPHELİ LOKMADAN SAKINMALIYIZ


ŞÜPHELİ LOKMADAN SAKINMALIYIZ
  İslâmiyet,helâl ve haram sınırlarını belirlemiş,insanı dünya ve ahirette mutlu edecek olanları helâl,mutsuz edecek olanları da haram kılmıştır.Bu sebeple,inanan bir kimse,helâl kazanç sağlama gayreti içinde olmalı,haram kazançtan ve şüpheli lokmadan sakınmalıdır.Haram sınırlarına girmek yasak olduğu gibi,helâl olan şeyleri haram saymak da yasaklanmıştır.Hiçbir delile dayanmadan herhangi bir şeyi haram ya da heâl diyenler,Kur'an-ı Kerim'de meâl olarak şöyle uyarılmaktadır:
   "Söyleyin bana,neye dayanarak Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram,bir kısmını helâl saydınız?De ki;Böyle yapmanız için Allah mı izin verdi,yoksa Allah adına yalan mı uyduruyorsunuz?"(1),"Ey iman edenler!Allah'ın size helâl kıldığı  iyi ve temiz şeyleri(siz kendinize)haram kılmayın ve sınırı aşmayın.Allah sınırı aşanları sevmez.","Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun."(2),"Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak"Bu helâldir,şu da haramdır"demeyin,çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz.Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler."(3)
   Dinimizde,yemek,giyinmek,barınmak,başkalarına iyilik etmek,kimseye muhtaç olmamak ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin meşru istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıp helâlinden kazanmak,insana bahşedilen lütuflardandırlar.Bir ayet-i Celile'de meâl olarak şöyle buyrulmuştur:
   "De ki:Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?De ki:Onlar,dünya hayatında,özellikle Kıyamet gününde Mü'minlerindir.İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz."(4)
   Başka bir ayet-i Kerime'de meâlen:
   Yeryüzünde size boyun eğdiren O'dur.Şu halde yerin omuzlarında(üzerinde)dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin.Dönüş ancak O'nadır"(5)buyrularak,ticaret,seyahat ve benzeri sebeplerle yeryüzünün her tarafında dolaşmamız ve Yüce Rabbimiz'in bizim için yarattığı rızıklardan meşru bir surette yararlanmamız bildirilmiş;sonucun Cenab-ı Hakk'a dönüş olduğuna ve sahip olduğumuz bütün nimetlerden hesaba çekileceğimize dikkat çekilmiştir.
   Dinimizde hiçbir yasak yoktur ki,onun yerini tutacak,ondan daha iyi ve yararlı bir başkası helâl kılınmış olmasın.Örneğin:İslâm sarhoş edici içkileri kullanmayı haram;ruh ve beden için faydalı ve lezzetli olan içilecek şeyleri helâl kılmıştır.Zinayı menetmiş,bunun yerine evlilik hayatını helâl saymıştır.Zararlı yiyecekleri yasaklarken,bunların yerine güzel ve faydalı yiyecekleri helâl kabul etmiştir.Cenab-ı Hak,kullarına hiçbir zaman zorluğu istemez.Aksine kolaylığı ve hayrı diler.
   Helâl olduğuna dair kesin delil bulunan bir şeyi yapmakta dinî bir sakınca olmadığı gibi,büyük zaruretler dışında,haram olduğu kesin bilinen bir şeyi yapmak için de izin yoktur.Meselâ:Murdar hayvan eti,domuz eti,Allah'tan başkası için kesilen hayvanın eti ve kan dinimizde yasaklanmıştır.Fakat açlık sebebiyle ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelen bir kimsenin,başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunları yemesinde sakınca yoktur.(6)
   Helâl ve haramlar genellikle bilinmektedir.Ancak bunların arasında haram ve ya helâl olduğu kesin olarak bilinmeyen şüpheliler de vardır ki,böyleleri ile karşılaşıldığında Resul-i Ekrem'in şu hadisleri doğrultusunda hareket edilmelidir:
   "Helâl açıktır,haram da açıktır.Bunların arasında şüpheli olanlarda vardır ki,insanların birçoğu bunların helâl veya haram olduğunu bilmezler.Dinini ve ırzını korumak niyetiyle bunları kim terk ederse,selamete ermiş olur.Herhangi bir kısmını yapan da,harama girme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.Bu tıpkı yasak bölge kenarında sürüsünü otlatan insanın,her an yasak bölgeye girme tehlikesiyle karşı karşıya oluşu gibidir.Her hükümdarın bir yasak bölgesi vardır.Allah'ın da yasak bölgesi haramlarıdır."(7)
   İyi niyetle işlenen bir mübah,insanı Allah'ın hoşnutluğunu kazanma şerefine erdirebilir.Şöyle ki:Vücudunu koruyup Rabbine ve vatanına karşı görevlerini hakkıyla yerine getirebilmek niyetiyle helâlinden yeyip içmek,dinimizde makbul sayılmıştır.Ancak haram böyle değildir.İslâm,herhangi bir yüce gayeye ulaşmak için haramı vesîle kılmayı red eder.Örneğin:Kumar ve hırsızlık gibi gayrı meşru yollardan sağlanan haram bir malı,cami,okul,çeşme inşası gibi hayırlı bir işte kullanmak,o malın günahını kaldırmaz.Zira dinimiz,gaye kadar onu gerçekleştirmek için kullanılan vasıtanın da güzel,temiz ve şerefli olmasını ister.Bu konudaki bazı hadis-i Şerifler meâl olarak şöyledir:
   "Allah güzeldir,güzelden başkasını kabul etmez"(8),"Haramdan mal toplayıp onu sadaka olarak dağıtan insan,bu sadakadan hiçbir sevap kazanmaz.Üstelik günahı da üzerinde kalır."(9)
   Helâl haram demeden her eline geçirdiğini yeyip,"Ne yapayım rızkım buymuş"diyerek kabahati üzerinden atmaya çalışmak ve günah işlemeye devam etmek,İslâm inancına ters düşen bir davranıştır.Evet,helâl,rızık olduğu gibi haram da rızıktır,fakat Cenab-ı Hakk'ın harama rızası yoktur ve O,
   "Ey iman edenler!Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin...(10) yüce emrine karşı gelerek helâlinden kazanmaya çab harcamayıp,haram lokma peşinde koşanları bu davranışlarından sorumlu tutacaktır.Cenab-ı Hak,bize rızkın helâlini de haramını da kendi gayretlerimiz doğrultusunda vermektedir.Eğer Allahu Teâlâ,helâl rızık isteyene verdiği gibi,haram rızık isteyene de vermemiş olsaydı,ömürleri boyunca haramla beslenmiş kimselerin Allah tarafından rızıklandırılmamış olmaları gerekirdi ki,bu da O'nun:
   "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı,yalnızca Allah'ın üzerinedir..."(11)yüce buyruğuna ters düşerdi.
   Sözün özü:iyilik,hoşgörü,yumuşaklık ve yardım severlik helâl lokmanın                                                      
ürünü;gaddarlık,çekememezlik,sertlik,gurur,kibir,riya ,hased,hile ve hurda haram lokmanın mahsulüdür.Helâl lokma huzurun,güvenin,bereketin,takvanın,sevginin,dostluğun,birlik ve beraberliğin kaynağıdır.Haram lokma emeğin,alın terinin,mülkiyetin,adaletin ve saâdetin baş düşmanıdır.
   İmanın kemâle ulaşmasında,ibâdetlerin kabûlünde,itaatkâr ve seciyeli bir neslin yetişmesinde helâl lokmanın büyük etkisi vardır.Helâl lokma yiyen insan,doyumlu,şükürlü,cömert ve kanaatkâr olur.Haram lokma kalbi karartarak insanı nankör,cimri,hak ve gerçeklere gözü ve kulağı kapalı duruma getirir.Helâl lokma insanı dünyada da ahirette de mutluluğa eriştirir.Helâl lokma ise insanı her cihanda da felâkete sürükler.
   Öyleyse haram kazançtan sakınalım.Helâlinden kazanmaya gayret edelim ki,hem dünyamız,hem de ahiretimiz huzurlu olsun!



__________________________________
1-Yunus Sûresi;ayet:59
2-Maide Sûresi;ayet:87-88
3-Nahl Sûresi;ayet:116
4-A'raf Sûresi;ayet:32
5-Mülk Sûresi;ayet:15
6-Bakara Sûresi;ayet:173
7-Tecrid-i Sarih Tercemesi,6/345,Tac Tercemesi,2/352
8-İslâm'da Helâl ve Haram,sf:39
9-Aynı eser,sf:39(İbn-i Hazime,İbn-i Hıbban ve Hâkim)
10-Bakara Sûresi;ayet:172
11-Hüd Sûresi;ayet:6
Devamını Oku

YEMİN


YEMİN
  Sözlükte kuvvet anlamına gelen yemin,dinde,zaruret ve lüzum halinde,Cenab-ı Hakk'ın adıyla bir davanın ya da iddianın doğruluğunu kanıtlamak demektir.Yemin,"bir işi yapmak veya yapmamak hususunda,azme ve iddiaya kuvvet veren bir akittir"diye de tanımlanır.Yemin,Allah'ın adına yapılır.Allah'tan başkasının adına yemin etmek insanı şirke götürür.Hz.Peygamber(S.A.V) Efendimiz meâlen:
   "Kim yemin etmek isterse,ya Allah adına yemin etsin,yahut sussun"(1),"Kim Allah'tan başkasına yemin ederse muhakkak Allah'a ortak koşmuştur"(2)buyurmuşlardır.
   Dinimizde,ancak çok büyük bir zaruret karşısında yemine başvurulabileceği ve Yüce Allah'ın adının nefsin arzularına uyarak gelişigüzel kullanılmaması gerektiği bildirilmiştir.Bir ayet-i Kerimede meâlen:
   "Yeminlerinizden dolayı Allah'ı (O'nun adını),iyilik etmenize,O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın.Allah işitir ve bilir"(3)buyrulmuştur.Başka bir ayet-i Kerimede müslümanlara,çok yemin eden kişiyi dinlememeleri ve dost edinmemeleri bildirilmiştir.(4)
   İnsan,kesin olarak bildiği bir hususta bile,zaruret olmadıkça yemin etmekten çok sakınmalıdır.Zira ihtiyatsız ve sık sık yemin eden kimse,zamanla yalan yere yemin etmeye de alışabilir.
   Yemin Önce kasem ve talik diye ikiye ayrılır.Talik suretiyle yapılan yemin"falan işi yaparsam veya yaptım ise",şeklindeki yeminlerdir.
   Kasem suretiyle olan yeminler ise,Lağıv(boş yere)yemin,Gamus(yalan yere)yemin,Mün'akîd(şarta bağlı) yemin kısımlarına ayrılır.Şöyle ki:
   Lağıv yemin,bir kimsenin yemin kastı olmaksızın yapmadığı şeyi yaptığını,yaptığı şeyi yapmadığını sanarak,ya da sadece dil alışkanlığı nedeniyle yemin etmesidir.Kur'an-ı Kerim'de böyle yalan kastı olmaksızın doğru zannederek veya dil alışkanlığıyla yaptığımız yeminlerden dolayı sorumlu tutulmayacağımız bildirilmiştir.(5)
   Mün'akid yemin ise,"Vallahi ben falan gün şu işi yapacağım,vallahi ben yarın borcumu vereceğim"gibi geleceğe yönelik bir şey hakkında yapılan yemindir.Böyle bir yemine riayet edilirse keffaret gerekmez.Riayet edilmediği takdirde yemin bozulmuş olur ve keffaret gerekir.Yapılan yemine uymak ve onu bozmamak icap eder.Ancak bozulması tutulmasından daha hayırlı ise bu yeminden vazgeçerek keffaret ödenir.Nitekim Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde meâl olarak:
   "Herhangi bir hususta yemin eder de yeminini bozmayı daha hayırlı görürsen,daha hayırlsını yap ve yemininin keffaretini öde!"(6)buyurmuşlardır.
   Örneğin:Bir kimse kardeşi ile konuşmamaya veya borcunu ödememeye yemin etse,buna riayet edemez.Kardeşiyle konuşur ya da borcunu öder,sonra da keffaretini yerine getirir.Kur'an-ı Kerim'de mün'akid yemin ve keffareti hakkında şöyle buyuruluyor:
   "Allah,kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz,fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar.Bunun da keffareti ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek,yahut onları giydirmek,yahut da bir köle azat etmektir.Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır.
   Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur.Yeminleriniz koruyun(onlara riayet edin).Allah size ayetlerini açıklıyor;umulur ki şükredersiniz!"(7)
   Kasem suretiyle olan yeminlerin üçüncüsü gamus yemine gelince,bu,bile bile yalan yere yemin etmekdir.Yemin ederek yapmadığını yaptım,görmediğini gördüm,duymadığını duydum demek,yaptığı bir işi inkâr etmek ya da yalancı şahitlik yapmak ve benzerleri gamus yemini cümlesindendir.Bile bile yalan yere yemin etmenin keffareti yoktur.Bundan kurtuluş,ancak ihlâsla yapılan tevbe ve istiğfarla mümkündür.Bir hadis-i Şerif'te bile bile yalan yere yemin etmek büyük günahlardan sayılmış(8),bir başka hadis-i Şerif'te meâlen:
   "Kim yalan yere yemin ederek bir müslümanın hakkını gasbederse,Allahu Teâlâ ona cehennem'i vâcip kılar"(9)buyrulmuştur.
   Yazımı bir ayet-i Celile meâliyle noktalamak istiyorum:
   "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince,işte bunların ahirette bir payı yoktur.Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak,onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.Onlar için acı bir azap vardır."(10)



_________________________________
1-Tac Tercemesi,3/143
2-Tac Tercemesi,3/145
3-Bakara Sûresi;ayet:224
4-Kalem Sûresi;ayet:10
5-Bakara Sûresi;ayet:225
6-Riyazü's-Salihin Tercemesi,3/248
7-Maide Sûresi;ayet:89
8-Riyazü's-Salihin Tercemesi,3/247
9-Riyazü's-Salihin Tercemesi,3/246
10-Al-i İmran Sûresi;ayet:77
  
Devamını Oku

ZİKRİN TANIMI VE ÖNEMİ


ZİKRİN TANIMI VE ÖNEMİ
Zikir,sözlükte anma,hatırlama,ağza alma,adını söyleme,anlatma,ifade etme,övme gibiçeşitli manalara gelir.Dinde ise,Allah Tealâ'yı anmak,takdis etmek,tesbih etmek,O'na şükretmek,senada bulunmak ve ibâdet etmektir.Zikir lisanla olduğu gibi kalple de olur.Tesbih,hamd-ü sena ve benzerleri dil ile zikirdir.Lisanla zikir kalbin tastikiyle makbul olur.Allah'ın zatına,sıfatlarına ait delillerle emir ve yasakları üzerinde ya da varlıkların sırları hususunda tefekküre dalmak kalple zikirdir.Azhab Sûresinde meâlen:
  "Ey inananlar!Allah'ı çokça zikredin.","Ve  O'nun sabah-akşam tesbih edin.","Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O'dur.Melekleri de size istiğfar eder.Allah,müminlere karşı çok merhametlidir."(1)buyrulmuştur.A'raf Sûresinde de Yüce Yaratıcı'yı edeb ve saygı içinde anmamız şöyle emredilmiştir:
 "Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah-akşam an,gafillerden olma."(2)Bu ayet-i Celile'de zikrin ve zikirle ihlâsın önemi belirtilmekte,bağıra çağıra Allah'ı anmanın cahilâne ve riyakârane bir davranış olduğuna dikkat çekilmektedir.Yoksa ihlâsla ve riya karıştırmadan topluluk içinde yapılan zikir,yalnız yapılan zikirden daha faziletlidir.Nitekim bir kudsî hadiste meâl olarak:
 "Ey Ademoğlu!Sen beni gizlice zikredersen,ben de seni öylece zikrederim.Beni bir topluluk içinde anarsan,ben de seni içinde andığın kimselerden daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.(Bu suretle herkesin sevgisine nail olursun)"(3)buyrulmuştur.Bir başka hadis-i Şerifte de:
 "Hiçbir topluluk yoktur ki,bir yere oturarak Allah'ı zikretsinler de kendilerini melekler sarmasın ve rahmet kaplamasın..."(4)buyrularak zikir meclislerinin fazileti belirtilmiştir.
 Takva ,zikir ve fikir sabihi insanlarla bir araya gelip,sohbetlerinden ve nasihatlarından yararlananlar,doğru yoldan ayrılmazlar ve manevî hayatlarını sağlamakta başarılı olurlar.Bu gerçek bir hadis-i Şerifte:
  "Zikir ve fikir sahipleri öyle mümtaz bir zümredir ki,onlarla beraber olanlar kötülük yapmazlar"(5)meâlinde bildirilmiştir.
  Allah'a bağlı olmayan,O'nu zikretmeyen kalpler hiçbir zaman ızdıraptan,gam ve tasadan kurtulamazlar."Kalplerin huzura kavuşması ancak Allah'ı zikirledir."(6)Tekbir,tesbih,tahmid,tehlil,tevhid,tenzih,takdis,dua,niyaz,rukû,secde,sena,istiğfar,selevat,teşehhüd ve selam gibi zikrin her çeşidi ise namazdadır.Nitekim Allahu Tealâ'nın Sevgili Peygamberimiz'e:
 "Bana kulluk et;beni anmak için namaz kıl"(7)meâlindeki yüce buyruğu bunun açık bir delilidir.
 Namaz gibi oruç,zekât,cihad ve diğer ibâdetler de Allah'ın emri olarak O'nun rızası için ifâ edildiklerinden bir nevi zikirdir.Bu hususta İbnü'l Arabi: "Hiçbir salih amel yoktur ki,salih olabilmesi için zikir şart koşulmasın.Zekâtını verirken veya orucunu tutarken Allah'ı zikretmeyenin ameli kâmil olmaz.Bundan dolayı zikir amellerin en faziletlisi olmuştur"diyor.bir hadis-i Şerifte zikrin dünya ve ahirette azâp korkularından kurtaracak en büyük vasıta olduğuna dikkat çekilmekte(8),bir ayet-i Kerimede de düşmanla savaşırken sebat etmenin ve Allah'ı çok anmanın müminleri başarıya ulaştıracağı bildirilmektedir.(9)
 Zikri konu alan şu hadis-i şerifler ne kadar sevindirici ve düşündürücüdür:
 "Bir kimse her namazın arkasında otuz üç defa"Sübhanallah",otuz üç defa "Elhamdulillah",otuz üç defa"Allahü ekber" der ve yüz adedini de"Lâilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh,lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir"diyerek tamamlarsa,onun günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile,Allah af ve mağrifet eder"(10),"Zikrin en faziletlisi "Lâ ilâhe illallah"tır.Benim benden önceki Peygamberlerin söylediklerinin en faziletlisi "Lâ ilâhe illâllah"tır."Kelime-i Tevhid"ve "İhlâs"budur.Allah'ın "İsm-i Azam"ı da budur."(11),Her şeyin bir şifası vardır.Gönüllerin şifası da Allahu Tealâ'yı zikretmektir."(12),"Rabbini zikredenlerle zikretmeyenlerin  benzeri diri ile ölünün benzeridir."(13)
 Bir kudsî  hadiste de:"Kulum beni zikredip,dudaklarını kıpırdattıkça lütuf ve yardımım onunla beraberdir"(14)buyrulmuştur.
  Sözün özü;Allah'ı zikretmek kalbimizi huzura kavuşturan,dünya ve ahiret saâdetimize vesîle olan dinî bir görevimizdir.(Zikir ve tesbih,öncelikle"Sübhânallah","Elhamdülillâh","Lâ ilâhe illâllah","Allahu Ekber"ve"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azim"ifadeleriyle yapılır.)
 Zikrin en güzeli ve en makbulü samimi bir kalp ile yapılanıdır.Bütün bu hususları göz önünde bulundurarak yüce Mevlâ'mızı çok anmalı ve bütün emirlerini yerine getirerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışmalıyız.
 Yazıma Cenab-ı Hakk'ın şu Yüce buyruğuyla son veriyorum:
 "Allah'ı çok zikredin,umulur ki kurtuluşa erersiniz."(15)




_________________________
1-Ahzab Sûresi;ayet:41-43
2-A'raf Sûresi;ayet:205
3-İlâhî Hadisler,sf:23
4-Buluğu'l-Meram,4/440
5-500 Hadis,sf:304
6-Rad Sûresi;ayet:28
7-Ta-Ha Sûresi;ayet:14
8-Buluğu'l-Meram,4/439
9-Enfal Sûresi;ayet:45
10-Riyazü's-Salihîn Terc. 3/29
11-Buluğu'l-Meram,4/445
12-500 Hadis,sf:214,had.No:336
13-Riyazü's-Salihîn Terc,3/38
14-40 Kudsî Hadis,sf:26
15-Cum'a Sûresi;ayet:10
Devamını Oku

20.3.11

DİNİMİZİN ÇALIŞMAYA VE İŞTE İHTİSASLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM



DİNİMİZİN ÇALIŞMAYA VE İŞTE İHTİSASLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM
 Yüce dinimiz,çalışmaya ve işte ihtisaslaşmaya büyük önem verir.Zira,çalışan insan,kendisinin ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerin geçimini sağlar;tembellik,hasetlik ve hilekârlık gibi kötü alışkanlıklardan uzak kalarak kendi kazandığını yemenin zevkini tadar.Çalışma azmi ve gayreti,kişinin iradesini güçlendirir;başkalarının emeğini takdir etmeyi öğretir.Helâl kazançla insan,saygınlığını ve kişiliğini koruyabileceği gibi,Allah rızası için iş yapmanın,toplumun ve uygarlığın ilerlemesine katkıda bulunmanın,dostluğa,arkadaşlığa,sevgiye,yardımlaşmaya önem vermenin mutluluğuna da erişir.Kur'an-ı Kerimde meâlen: "Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur","Ve çalışması da ileride görülecektir"(1)buyrularak kişinin her türlü mutluluğunun çalışmasına bağlı olduğu belirtilmiştir. "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak)ahiret yurdunu iste;ama dünyadan da nasibini unutma.Allah'ın sana ihsan ettiği gibi,sen de(insanlara)iyilik et.Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama.Şüphesiz ki Allah,bozguncuları sevmez"(2)meâlindeki ayet-i Kerimede de:hem dünya hemde ahiret hayatımız için çalışmamız,elde ettiğimiz kazançlarla başkalarına iyilik yapmamız,sahip olduğumuz nimetleri kötü yollarda kullanmamamız emredilmiştir. Çalışmak ve helâlinden kazanmakla ilgili hadislerden bazıları meâl olarak şöyledir: "Helal kazanç için çalışmak,her müslüman üzerine vaciptir"(3),"Amellerin en üstünü,helâl kazanç sağlamak için çalışmaktır"(4),"Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir gıda yememiştir."(5) Resul-i Ekrem (S.A.V.)bir gün ashabıyla otururlarken,bir gencin erkenden işine gittiğini görmüşlerdi.Bu gencin mesaisi Allah yolunda olsa ne iyi olurdu,diyenler olmuş.Bunun üzerine Resul-i Ekrem(S.A.V.)"Öyle söylemeyiniz.Eğer bu genç,kendi geçimini sağlamak,halka muhtaç olmamak için çalışıyorsa,onun bu çalışması yine Allah yolundadır.Ancak,servet kazanıp ta başkalarına kurulmak için uğraşıyorsa,onun bu çalışması şeytan yolundadır"(6)buyurmuşlardır. Dinimiz,mü'minleri çalışmaya çağırdığı gibi,hilesiz çalışmaya da çağırır.Bir hadis-i Şerifte meâlen: "Kişi çalışmakta kusur ederse,Allah onu kaygı ve tasaya düşürür"(7)buyrularak işe hile karıştırmanın ve işyerindeki malzemelere zarar vermenin getireceği felâket bildirilmiştir.Buna karşılık işverenlerin işçilere karşı sorumluluklarını da Allah Elçisi şöyle hatırlatmıştır: "İşçinin alın teri kurumadan ücretini veriniz."(8),"İşçilere tahammül edemiyecekleri işleri vermeyiniz.İşçinin ücretinden kesmeyiniz.Kim onun hakkına tecavüz ederse Kıyamet gününde tecavüz edenin düşmanı benim"(9) Ziraat,ticaret ve sanayî gibi bir iş alanında çalışmaktan gaye,kazanç sağlamak ve üretimi arttırmaktır.Ancak plân ve proğrama,sanat ve tekniğe dayanmayan çalışmalar,arzu edilen hedefe ulaştırmayacağı gibi,aksine zaman,enerji ve insan gücünün boşa harcanmasına ve iktisadî hayatın gerilemesine sebep olur.Bunun için Yüce dinimiz,işte ihtisaslaşmaya büyük önem verir;ekonomik hayatın gelişmesinde önemli yeri bulunan sanat ve tekniği teşvik eder.Nitekim Allah Elçisi'nin:
 
"Allah Tealâ sizden birinin çalıştığında,işini iyi ve sağlam yapmasını sever"(10),"Allah,ilim ve sanat sahibi,kötülüklerden sakınan kuralları sever"(11)meallerindeki hadisleri bu gerçeğin delillerindendir.
 Gün geçtikçe hızla gelişen sanat ve tekniğe ayak uydurmadıkça,ne istikrarlı bir ekonomiye sahip olmak ne de müreffeh bir hayata ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak mümkün olur.Eskiden milletlerin birbirlerine karşı üstünlük sağlamak yaptıkları savaşların şekli artık değişmiş ve çağımızda bu,sanayî ve teknoloji alanında kıyasıya verilen bir mücadele halini almıştır.Bugün ağır sanayide,özellikle atom ve uzay endüstrisinde ileri gitmiş devletler,sanayî ve teknolojide henüz kalkınmamış ülkeleri,psikolojik bir baskı altına almakta,onları ekonomik ve siyasî alanda,kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirebilmektedirler.
 Bir sahabî,Yüce Peygamberimize"Siz onlara yani düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın..."(12)ayet-i Celilesini işaretle:
 "Ey Allah'ın Resulû!Allah Tealâ düşmanlara karşı kuvvet hazırlamamızı emretmiştir.Bu kuvvetten maksat nedir?Bize anlatın da ona göre hazırlanalım"dediğinde,Sevgili Peygamberimiz,"İyi biliniz ki kuvvet atmaktır,kuvvet atmaktır,kuvvet atmaktır"(13)buyurmuşlardır.
 Tabancalar,tüfekler,toplar,bombalar,torpidolar,nükleer,biyolojik ve kimyasal silahlar ve benzerleri bugün hadis-i Şerifte ifade edildiği gibi atmak ve atılmak suretiyle düşmanı yenmek için geliştirilen değişik güçte silahlardır.Bütün bunları yapabilmek için sanayî ve teknolojide üstün bir düzeye ulaşmak,güçlü bir ekonomiye sahip olmak gerekir.Bu sebeple çok çalışmak ve kazancımızı değerlendirmek durumundayız.Böyle yapmalıyız ki,dinimizi,vatanımızı,şeref ve haysiyetimizi koruyabilelim.


_____________________________________
1-Necm Sûresi;ayet:39-40
2-Kassas Sûresi;ayet:77
3-Feyzü'l-Kadir,4/270
4-Feyzü'l-Kadir,2/26
5-Riyazü's-Salihin Terc.1/569
6-Et-Terğib ve'terhib 2/524
7-Yeni Hutbelerim A.H.Akseki 1/348-349
8-Kırk Hadis sf:2,Hadis No:33
9-S.Buharî Muhtasarı 10/431-434,Askalanî,Tirmizî...
10-El-Camiu'ssağir şerhi Feyzü'l-kadir,2/287
11-El-Fethu'l-kebir,1/354
12-Enfal Sûresi;ayet:60
13-Sahihi Müslim,3/1522




Devamını Oku

ÇOCUKLARIMIZA MADDETEN VE MANEN GÜÇLÜ OLMANIN ÖNEMİNİ VE YOLLARINI ÖĞRETMELİYİZ


ÇOCUKLARIMIZA MADDETEN VE MANEN GÜÇLÜ OLMANIN ÖNEMİNİ VE YOLLARINI ÖĞRETMELİYİZ
  Önemli görevlerimizden biri de çocuklarımızı çağın eğitim düzeyinde müsbet ilimlerle yetiştirmek,onlara millî ve manevî değerlerimizi öğretmek ve sevdirmektir.Çağımızın hızla gelişen teknoloji dünyası,artık müsbet ilimler alanında verilen eğitimi,geçmişte olduğu gibi bir avuç insana ait bir lüks olmaktan çıkarmış,toplumun bütün fertleri için bir ihtiyaç haline gelmiştir.Bu gün endüstride,tarımda,askerî ve idarî alanlarda başarı sağlamak için mutlaka çağın eğitim düzeyini yakalamak ve toplum olarak bu eğitim imkânından azamî şekilde yararlanmak gerekir. Bir zamanlar İslâm âleminin ve günümüzde de batının sahip olduğu güç ve zenginlik hep müsbet ilimler alanındaki çalışmalarla açıklanabilir.
 Dün  matematik,kimya,mantık,jeoloji,fizik,mimarlık,astronomi,tıp ve coğrafya gibi müsbet ilimlerle dünyaya öncülük yaptığımızı dost ve düşman herkes bilir. Sevgili Peygamberimiz:"İki günü eşit olan kimse aldanmıştır,ziyandadır"(1)meâlindeki hadisleriyle bizlere değil gerilemek,yerinde saymayı bile yasaklamıştır.Yüce Rabbimiz'in Sevgili Peygamberimiz'e ilk vahyi"Oku"diye başlar.Ancak "Oku"kelimesi Allah'ın adıyla birleştirilip "Rabbinin adıyla"Oku"buyrularak öğrenilecek ilmin ve yapılacak her işin Cenab-ı Hakk'ın hoşnutluğuna dayanması gerektiği bildirilmiştir. Deneye dayanan müsbet ilimlerle metafizik alanına giren dinî bilgilerin konuları aynıdır.Ancak Allah'ın hoşnutluğunu hedef almayan bir teknolojinin masum insanların başına zaman zaman getirdiği felaketlerden de anlaşılacağı gibi,sadece müsbet ilimlerle uğraşarak bu alanda başarılı olmak insanlığın huzur ve mutluluğu için yeterli değildir.Kişide başta Allah inancı ve din duygusu olmalıdır.Allah'a inanan ve niçin bu dünyada olduğunun bilincinde olan insan,bilgisini ortada haklı bir sebep olmadan,başkalarının zararına kullanmaktan sakınır.
  Kişilerin müsbet ve dinî ilimler konusunda  olduğu gibi,millî menfaatler konusunda da hassas,bilgili ve duyarlı olmaları gerekir.Zira,ilim öğrenmekten asıl gaye,sadece ferdin değil,toplumun refaha kavuşması ve güçlenmesi olmalıdır.Bunun için bilim adamının kendini tamamen topluma adaması şarttır.Yoksa vatan,millet ve bayrak gibi yüce değerlerden haberi olmayan bir kimsenin ilminden ve buluşlarından,kendine de mensubu olduğu topluma da fayda gelmez.
Sahip oldukları üstün teknoloji,silah ve askerî güce güvenerek bizi tarih sahnesinden silmek için Çanakkale'de üzerimize saldıran düşmanları iman gücü ve vatan sevgisiyle yendik.Savaşta emperyalistleri mağlüp etmek ve onlara haddini bildirmek şüphesiz çok gurur verici ve övünülecek bir iştir.Ancak ondan daha iyisi,"Hazır ol cenge,eğer sulh-u salah ister isen"ilkesinden hareketle her zaman çağdaş teknolojiye,silaha ve yetişmiş insan gücüne sahip olup düşmanların cesaretini kırarak,saldırmalarına fırsat  vermemektir.
   Ülkemizin ve toplumumuzun huzur ve güvenliği için dün maddî ve manevî güç ne kadar önemli idiyse,bu gün de öyledir ve yarın da öyle olacaktır.O halde ecdat yadigârı güzel vatanımızı kendilerine emanet edeceğimiz çocuklarımızı ve gençlerimizi çağın ilim,teknik ve ekonomik  gücünü göz önünde bulundurarak eğitmeli,onlara manen ve maddeten güçlü olmanın önemini ve yollarını öğretmeliyiz.Unutulmamalıdır ki,dünya ve ahiret mutluluğunun yolu ilimden geçer.Kur'an-ı Kerim'de meâlen:
"(Ey Muhammed!)De ki:Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"(2),"Sakın cahillerden olma!"(3)buyrulmuştur.Bilenlerle bilmeyenlerin  bir olması şüphesiz mümkün değildir.Zira,hiçbir kimse yoktur ki,cehaletle dünyada da ahirette de huzur ve güven içinde olsun.
   Yazımızı bir hadis-i Şerif meâliyle sona erdirelim:
"Dünyayı isteyen ilme sarılsın,ahireti isteyen ilme sarılsın,hem dünyayı hem ahireti isteyen ilme sarılsın."(4)
   Her yerde ilim meşalemiz;Allah,Peygamber,vatan ve millet sevgisi şiarımız olsun!

____________________________________
1-El-Makasıdü'l-Hasene:402
2-Zümer Sûresi;ayet:9
3-En'am Sûresi;ayet:35
4-Akseki A.H.  ,İslâm sh:37,2.baskı


Devamını Oku

EMANET


EMANET
  Şahsımıza tevdi edilen maddî ve manevî bütün emanetlere riayet etmek ve onları korumak başta gelen görevlerimizdendir.Emanet duygusunun hâkim olduğu yerlerde insanlar,huzur ve güven içinde yaşarlar.Emanetlerin korunmadığı  yerlerde güven olmadığı gibi düşmanlıklar çoğalır,kimse kimseye inanmaz ve herkes geleceğinden endişe duyar.
  Birine emanet edilen paranın ya da malın geri alınmaması,manuslu insanlara leke sürülmesi,gizli kalması gereken bir sırrın ifşa edilmesi gibi olaylar ne kadar acıdır,Ya güvenilip kendisine can emanet edilen doktorun,vekâlet verilen avukatın,kendisinden alış veriş yapılan tacirin bu güveni istismar etmesi ve sarsması bunlardan az mı vahim sonuçlardır!
   Evet,emanete riayetin toplumun huzur,düzen ve güveninde büyük etkisi vardır.Ancak bu,herkesin üstesinden gelebileceği kolay bir iş değildir.Bu gerçeği belirleyen bir ayet-i Kerime meâl olarak şöyledir:
   "Biz emaneti göklere,yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler,(sorumluluğundan)korktular.Onu insan yüklendi.Doğrusu o çok zalim,çok cahildir."(1)
  Ayet-i Kerime'de zikredilen(insana yüklenen emanet,işlenmesinde sevap,terkinde azap olan ibâdet ve davranışlarla,akıl ve düşünce kabiliyetidir.Kulluk ve akıl emanetine riayet edilmezse,zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur.Bu emaneti vermekle Allah,insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir.)
 Mü'min Sûresinde emanete riayet etmenin kurtuluşa ermiş kimselerin vasıflarından olduğu belirtilmiş(2),bir hadis-i Şerifte emanete riayet etmemek,münafıklık alâmetlerinden sayılmıştır.(3)
  Kişi Allah'ın emrine ve Sevgili Peygamberimizin sünnetine uyduğu derecede ilâhî emaneti yerine getirmiş olur.İlâhî emirlere karşı gelen kimse,Allah'a ve O'nun Peygamberine hıyanet suçu işlemiş olur.
 Aralarındaki eski dostluktan dolayı Medine Yahudilerini korur mahiyette davranan sahabî Ebu Lübâbe(R.A.),çok geçmeden yanlış bir yolda olduğunu,bu yüzden Allah'a ve Peygamberine hıyanette bulunduğunu farkederek kendisini mescidin direğine bağlamış,ölünceye ya da Allah tarafından affedilinceye kadar yeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti...Bu hususta indirilen bir ayet-i Celile'de meâl olarak şöyle buyrulmuştur:
   "Ey iman edenler!Allah ve Peygamber'e hainlik etmeyin;(sonra)bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz."(4)Bunu takip eden ayet-i Kerime'de:
 "Biliniz ki,mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır."(5)buyrulmuştur.
  Bu ayet-i Kerimeleri bazı müfessirler şöyle yorumlamışlardır:Şahsınıza tevdi edilmiş olan ilâhî hükümlere ve Resulullah'ın sünnetine riayetsizlik edip de şükür,vefa ve doğruluktan ayrılmayın;dinde dikkatsizlik etmeyin.İçiniz dışınız bir olmamak,ganimetten mal kaçırmak ya da sırları yaymak gibi sebeplerle ahlâkınızı lekelemeyin.Bir kerre Allah ve Resulüne hainlik etmeye başladınız mı artık kendi aranızda mal,can,ırz,namus,sır,devletin emirleri millet ve vatan menfaatleri gibi her türlü emanetlerinize hainlik edersiniz.Böyle bir davranış ise birbirinize olan güveninizin ortadan kalkmasına,fitne ve fesadın yayılmasına sebep olur.Gerçi mü'min mü'min olması dolayısıyla hainlik etmez ve yalan söylemez.Olsa olsa o geçim,mal ve evlat endişesi gibi sebeplerle bazen böyle bir hataya düşebilir.Size imtihan için verilmiş olan ne mala ne evlada ya da başka bir şeye aşırı tutkunluğunuz sizi hainlik tehlikesine düşürüp emanete riayetin büyük ecrinde mahrum bırakmasın.
   İslâm'i hükümleri tahrife çalışmak,hafife almak;bid'at ve hurafeleri halkın arasına yaymak,sağlığı bozacak davranışlara girmek,iş ortağına hile yapmak,akıl danışana doğruyu söylememek,her ne suretle olursa olsun toplumun huzurunu bozmak ve güvenini sarsmak gibi hususlar da dinimizde hainlik olarak kabul edilmiştir.
  Buharînin rivayet ettiği bir hadis-i Şerif meâliyle yazımızı noktalayalım:
 "(Peygamber(S.A.V.)Emanet ortadan kalktı mı Kıyamet'i bekle!"buyurdu.Ebu Hureyye(R.A.):"Ey Allah'ın Resulü,emanet nasıl ortadan kalkar?"dedi.Hz.Peygamber(S.A.V.):"Devlet ve hükümet idaresi ehil olmayanlara verildi mi,Kıyamet'i bekle!"buyurdu."(6)


___________________________________
1-Ahzâb Sûresi;ayet:72
2-Mü'minun Sûresi;ayet:8
3-Riyazü's-Salihin Tercemesi,1/242
4-Enfâl Sûresi;ayet:27
5-Enfâl Sûresi;ayet:28,Elmalılı Tefsiri  4/2390
6-Tac Tercemesi,5/388


Devamını Oku

DÜŞMANLIK BESLEMENİN,KUSUR ARAŞTIRMANIN VE KÖTÜ ZANDA BULUNMANIN ZARARLARI


DÜŞMANLIK BESLEMENİN,KUSUR ARAŞTIRMANIN VE KÖTÜ ZANDA BULUNMANIN ZARARLARI
  İslâm dini,inananlara kardeşçe yaşamalarını emretmiş,buna engel olacak duygu,düşünce ve davranışları yasaklamıştır.Zira,başkalarına karşı kalbinde düşmanca duygular besleyen insan,hasım kabul ettiği kimselerin maddî veya manevî hiç bir alanda ilerlemelerini istemez.Bu duygular,kişiyi öfkeye,isabetsiz karar vermeye,intikama,can yakmaya ve kan dökmeye yöneltir.Bunun içindir ki dinimiz,
   "Mü'minler ancak kardeştirler.Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz"(1)İlâhî buyruğuyla kişisel çıkarlardan ve gayelerden uzak,yalnız Allah sevgisine ve O'nun hoşnutluğuna dayanan İslâm kardeşliğini getirmiş,bu kardeşliğin korunmasını ve devam ettirilmesini istemiştir.Başka bir ayet-i Kerimede de meâlen:
   "İyilikle kötülük bir olmaz.Sen(kötülüğü)en güzel bir şekilde önle.O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse,sanki candan bir dost olur"(2)buyrularak kötülüklere karşı kötülükle değil,iyilikle karşılık verildiği takdirde ancak düşmanlıkların ortadan kalkabileceği belirtilmiştir.Bu konuda bir hadis-i Şerifte de meâlen:
 "Buğz ettiğin kimseye,buğzda ileri gitme,ihtiyatlı ol,bir gün olur da O senin dostun olabilir"(3)buyrularak kırgınlık ve dargınlık hallerinde aşırılıktan sakınılması gerektiği vurgulanmıştır.
  Gerçek bir Mü'min,nefsinin arzularına uyarak olur olmaz bahanelerle başkalarına karşı hasmâne tavır takınmayacağı gibi,şüphe,zan ve vehme kapılarak kimsenin eksikliklerini,gizli hallerini araştırmaya da heveslenmez.Zirâ zan,ihtimâl üzere bir hüküm olduğundan bir kısmı gerçeğe hiç isabet etmez.Etmeyince bu doğrudan iftira olur.Kaldı ki,bizim görevimiz başkalarının ayıplarını ve kusurlarını araştırmak değil,kesin bir delil olmadığı sürece herkes hakkında hüsn-i Zanda bulunmaktır.Yüce Mevlâ'mız,Hucurat Sûresinin 12.Ayetinde meâlen şöyle buyuruyor:
   "Ey iman edenler!Zannın çoğundan kaçının.Çünkü zanın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurunu araştırmayın.Biriniz diğerinizi  arkasından çekiştirmesin.Biriniz,ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?İşte bundan tiksindiniz.O halde Allah'tan korkun.Şüphesiz Allah,Tevbeyi çok kabul edendir,çok esirgeyendir."(4)
   Kusur ve ayıp araştırmanın yalnız ahirette kalmayıp kişiyi dünyada da ayıplanacak bir duruma düşüreceği bir hadis-i Şerifte meâl olarak şöyle belirtilmiştir:
 "...Müslümanlara eziyet etmeyin,onları ayıplamayın,onların kusurlarını araştırmayın!Zirâ,kim müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa,Allah da O'nun ayıbını araştırır.Kimin ayıbını Allah araştırırsa,O'nu evinin ortasında bile rezil eder."(5)
  Birbirine karşı düşmanlık gütmek,kötü zan beslemek,birbirinin eksikliklerini,ayıplarını ve gizli hallerini araştırmak kadar birbiriyle alay etmek ve birbirini kötü lakaplarla çağırmak da fitne ve fesatlara yol açacak davranışlardır.Bu kötü huylardan sakınılmasını bildiren bazı ayet-i Celileler meâl olarak şöyledir:
  "Ey mü'minler!Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın.Belki de onlar,kendilerinden daha iyidirler.Kadınlar da kadınları alaya almasınlar.Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.Kendi kendinizi ayıplamayın,birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir!Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir"(6),"Arkadan çekiştirmeyi,yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!"(7)Resul-i Ekrem de bu konuda:
 "Mü'minin mü'min kardeşi üzerindeki haklarından birisi de onu en sevdiği ismiyle çağırmasıdır"(8),"Bir kimseye şer olarak bir müslüman kardeşine hakâret etmesi kâfidir"(9)meâlindeki hadisleriyle müslümanları uyarmıştır.
   Buraya kadar sunduğum ayet-i Kerime ve hadis-i Şeriflerden de anlaşılacağı gibi dinimiz,İslâm kardeşliğine büyük önem vermekte,bunu zedeleyecek duygu,düşünce ve davranışlardan bizleri sakındırmaktadır.İşte dünya ve ahiret mutluluğumuzu hedef alan bu ilâhî emirlere uyar,kardeşçe geçinirsek,dünyamız da ahiretimiz de huzurlu ve güvenli olur.Bunlara kulak tıkayıp,birbirimizle alay ederek,birbirimizi kötü lakaplarla çağırarak,birbirimizin eksikliklerini,ayıplarını ve gizli hallerini araştırarak aramızdaki kardeşlik bağlarını zayıflatır,birlik ve beraberliği yok edersek,hiç bir yerde rahatlık yüzü göremeyiz.

__________________________
1-Hucurat Sûresi;ayet:10
2-Fussilet Sûresi;ayet:34
3-250 Hadis,sf:9
4-Hucurat Sûresi;ayet:12
5-Tac Tercemesi,5/63
6-Hucurat Sûresi;ayet:11
7-Hümeze Sûresi;ayet:1
8-Elmalı Tefsiri;6/4470,Keşşaf
9-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,3/156





Devamını Oku

HAK VE ADALET


HAK VE ADALET
  Her müslüman,başkalarına âdil davranmakla,herkesin hak ve hukukuna riayet etmekle yükümlüdür.Zira yüce dinimiz,yaşama,mal-mülk edinme,fikir ve vicdan hürriyeti gibi temel insan haklarına saldırıda bulunmayı yasaklamış;hakkı çiğnemeyi,adalette doğruluktan ve ölçüden uzaklaşmayı zulüm saymıştır.Zulmün sürükleyeceği felâket ise,
   "Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir şefaatçısı vardır"(1)meâlindeki ilâhî buyruğunda belirlenmiştir.Zulüm ve haksızlığı konu alan hadis-i Şeriflerden bazıları da meâl olarak şöyledir:
 " Haksızlık etmekten sakınınız;zira haksızlık Kıyamet gününde zulmettir"(2),"Mazlumun bedduasından sakın.Çünkü onun duası ile Allah arasında perde yoktur"(3),"Haklar Kıyamet gününde sahiplerine iâde edilecektir..."(4),"Bir kimse haksız olarak başkasının bir karış yerine saldırırsa,o yerin yedi katı o kimsenin boynuna geçirilir."(5)
  Adalet toplumun hayatı,fert ve ailenin güven kaynağıdır.Adaletsizlik,hakkın yerini bulmasına mani olduğundan kimin hatırı için,hangi şey karşılığında ve ne sebeple olursa olsun bundan sakınılmalıdır.Nitekim Nisa Sûresinin 58.inci ayetinde,emânetleri ehli olanlara vermeniz ve insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adaletle hükmetmemiz emredilmiş,bu konuda aynı Sûre'nin 135.inci ayetinde de meâlen şöyle buyrulmuştur:
   "Ey iman edenler!Adaleti titizlikle ayakta tutan kendiniz,ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.(Haklarında şahitlik ettikleriniz)zengin olsunlar,fakir olsunlar Allah onlara (sizden)daha yakındır.Hislerinize uyup adaletten sapmayın,(şahitliği)eğer,büker(doğru şahitlik etmez),yahut şâhitlik etmekten kaçınırsanız(biliniz ki)Allah yaptıklarınızdan haberdardır."(6)Bu ayet-i Kerimede geçen büker sözcüğünden maksat,yargılamayı haksızlıkla sonuçlandıracak davranış içerisine girmektir.Böyle bir hareketin acı sonucunu Resul-i Ekrem(S.A.V.),bir hadislerinde meâlen şöyle açıklamışlardır:
 "Ben ancak bir beşerim.Siz ise yargılanmak için bana geliyorsunuz.Biriniz hüccet(delil)getirmekte diğerinden usta olabilir.Ben ise işittiğim söze göre hüküm veririm.Şu halde bir kimseye mü'min kardeşinin hakkını alıp verirsem,ona Cehennem'den bir parça ayırıyorum demektir."(7)
  Yüce Rabbimiz,müslümanlara kendi aralarında adaletli davranmalarını bildirdiği gibi,başka milletlerle olan ilişkilerinde de adaletten ayrılmamalarını ve düşmanlarına bile âdil davranmalarını emretmektedir.Şöyle ki:
  "Ey iman edenler!Allah için hakkı ayakta tutun,adaletle şahitlik eden kimseler olun.Bir topluluğa duyduğunuz kin,sizi âdil davranmamaya itmesin.Adaletli olun;bu,Allah korkusuna daha çok yakışan(bir davranış)tır.Allah'a isyandan sakının.Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir."(8)
  Hz.Ebubekir,sefere çıkmak üzere bulunan Üsame(R.A.)'ın komutasındaki İslâm ordusuna şu talimatı veriyor:
 "Siz,cephedeki düşmanla çarpışacaksınız.Evvela İslâm'a çağırın,kabul etmedikleri takdirde savaşırsınız.Fakat onlar savaşa başlamadan siz başlamayın.Giderken yolda kiliselere çekilmiş papazlar,savaş dışında kalan halk,ihtiyar,kadın ve çocuklara rastlayacaksınız.Sakın bunlara dokunmayın."(9)
 Adalet toplumda huzuru sağladığı gibi devleti de ayakta tutar,yüceltir ve şerefli kılar.Bu gerçek halk arasında"Adalet mülkün temelidir","Zulümle payidar olmuş hiçbir millet yoktur"şeklinde sık sık tekrarlanmaktadır.Tarih,hak-hukuk tanımazlığı ve adaletsizliği yüzünden mahvolmuş milletlerin örnekleriyle doludur.
  Sevgili Peygamberimiz,dost düşman gözetmeden,hatır gönül tanımadan Kur'an'ın emrettiği adaleti uygulamakta da müslümanlara örnek olmuştur.
   Mekke'nin fethi esnasında,bir kadın hırsızlık etmiş,ona ceza hükümlerinin uygulanmamasını isteyen bazı kimseler,bu işe Resulullah'ın çok sevdiği Hz.Üsame'yi vasıta yapmışlardı.Buna çok üzülen Sevgili Peygamberimiz:"Üsame sen Allah'ın kanunlarını değiştirmek mi istiyorsun?"demiş,sonra topluma dönerek"Eski milletler bu yüzden helâk olmuşlardı.Onlar,içlerinden zenginlere ve sözü geçenlere yumuşaklık gösterirler,onlara karşı ceza hükümlerini uygulamazlar,fakirleri ezerlerdi.Allah'a yemin ederim ki,Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık edecek olursa,Onun hakkında da hırsızlığın cezası uygulanır"(10)buyurmuşlardı.
  Hayatları zulüm ve haksızlık yapmakla geçen insanların kötü akibetleri bir hadis-i Şerifte meal olarak şöyle belirlenmiştir:
 "Bir kimse kardeşinin haysiyetine,yahut malına haksız olarak taarruz etmiş ise altın,gümüş bulunmayan günden yani Kıyamet'ten önce onunla helâlleşsin.Aksi takdirde yaptığı zulüm oranında onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir.İyiliği yoksa,hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yükletilir."(11)Bu bağlamda bir Hadis-i Şerifte de meâlen:
 "Bir kimse,yemin ederek bir müslümanın hakkını gasp ederse,Allah O kimseye Cehennemi vacip kılar ve Cenneti haram eder"buyrulmuştur.Bunun üzerine bir adam "Eğer o hak,değersiz bir şey ise?"deyince,Hz.Peygamber"İsterse misvak ağacından bir dal parçası olsun"(12)buyurmuşlardır.Sevgili Peygamberimiz:
 "Allah Teâla Hazretleri bir milleti,onların kuvvetli olanlarından zayıf olanların hakları alınmadıkça,nasıl takdis buyurur"(13)meâlindeki bir hadisleriyle adaleti sağlamak ve zayıfı ezdirmemekle başta idareciler,zenginler ve sözü geçenler olmak üzere toplumun bütün bireylerinin yükümlü olduğunu ve bu görevin yerine getirilmesiyle Cenab-ı Hakk'ın hoşnutluğuna erişebileceklerini bildirmişlerdir.
  Dinimizin bu emirleri doğrultusunda müslim-gayri müslim;yakın-uzak;zengin-fakir ayırımı yapmadan herkese adil davranmaya ve kimseye haksızlık etmemeye gayret etmeliyiz.Şayet,üzerimize hakkı geçenler varsa,haklarını verip onlarla helâlleşmeliyiz.
 Cenab-ı Hak,cümlemizi hak ve adaletten ayrılmayan kullarından eylesin.

_______________________________________________
1-Mü'min Sûresi;ayet:18
2-Riyazü's-Salihin,1/252
3-Riyazü's-Salihin,1/256
4-Riyazü's-Salihin,1/253
5-Riyazü's-Salihin,1/255
6-Nisa Sûresi;ayet:135
7-Riyazü's-Salihin Tercemesi,1/267
8-Maide Sûresi;ayet:8
9-Taberî Tarihi,2/463
10-Tecrid-i Sarih Terc.9/384
11-Riyazü's-Salihin Terc.1/258
12-Riyazü's-Salihin Terc.1/262
13-Ö.Nasuhî Bilmen,Hikmet Gonceleri,500 Hadis,sh:191




Devamını Oku

HASEDİN TANIMI VE ZARARLARI


HASEDİN TANIMI VE ZARARLARI
  Toplumu felâkete sürükleyen kötü alışkanlıklardan biri de
hasettir.Haset,başkasının malını,ilmini,başarısını,makamını,güzel buluşlarını,faziletini ve bunlara benzer sahip olduğu nimetleri kıskanmak,bu nimetlerin o kimsede arzu etmektir.
  Şeytanın fitnesi ve nefsin körüklemesi ile şahlanan kıskançlık duyguları,kişiyi hem Cenab-ı Hak katında hem de insanlar nezdinde alçaltacak düşünce ve davranışlara yönelterek,onun imanını,amelini,hayır ve hasenatını yok eder.Nitekim bir hadis-i Şerifte iman ile hasedin bir kulun içinde birleşmeyeceği bildirilmiş,(1)başka bir hadiste de ateşin,odunu yahut otu yakıp yediği gibi,hasedin de iyi amelleri yeyip tükettiği haber verilmiştir.(2)
   Haset,bireyde olduğu gibi toplumun bünyesini de sarsmakta ve çökertmektedir.Zira,birbirini çekemeyen,sevmeyen ve birbirinin ayağını kaydırmak için akla gelmedik hilelere başvuran kişilerden oluşan bir toplumun huzur ve güven içinde olması mümkün değildir.
 Hasedlik duygusuna kapılan insan,kimsenin ilerlemesine,yükselmesine ve kendisinden daha üstün olmasına tahammül edemez;böylelerine karşı kin ve nefret besler.
  Oysa gerçek iman,başkalarını da kendin kadar düşünmeyi ve sevmeyi gerektirir.Müslümana düşen görev,onu bunu kıskanmak değil,meşru yollarda çalışıp başarıya ulaşan kimseye gıbta ederek çalışmalarında onu örnek almaktır.
 Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde meâlen:
 "Mü'min olan gıbta eder;münafık olan kimse de hased eder"buyurmuşlardır.
  Dinimizde meşru yolda çalışıp ilerlemek ve yükselmek yasaklanmış aksine teşvik edilmiştir.Bir ayet-i Kerimede meâl olarak,"İyi şeyler için yarışanlar,bunun için yarışsınlar"(3)buyrulmuştur.
  Kıskanç insan,el emeğine,mirasa saygılı olmadığı gibi,Allahu Tealâ'nın ihsanını ve ikramını kendisinden başkasına lâyık görmediğinden İlâhî tekdire de karşı gelmektedir.Böyleleri için Yüce Kitabımızda meâlen:
  "Yoksa onlar,Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar"(4)buyrulmuştur.
Bu konuda ki hadis-i Şeriflerden bazıları da meâl olarak şöyledir:
 " İnsanlar,hasedlik yapmadıkça hayır üzeredirler"(5),"Bir koyun ağılına giren iki aç kurdun onlara zararı,haset ve mala düşkünlüğün,müslümanın dinine verdiği zarardan daha çok değildir"(6),"Size geçmiş ümmetlerin iki(manevî)hastalığı sirâyet etmiştir:Hased ve kin.Bunların her biri kazıyan (bir ustura)dır.Kılları kazır ve traş eder,demek istemiyorum.Dinin kökünü kazır,demek istiyorum..."(7),"Zandan sakının,çünkü zan,sözün en yalan olanıdır.Gizli bir konuşmayı da dinlemeyin,insanların ayıplarını araştırmayın.Dünya hususunda da birbirinizle buğz(düşmanlık)etmeyin:,birbirinize yüz çevirmeyi(gerektiren iş yapmayın);Ey Allah'ın kulları,(sevgi ve yardımlaşmada)kardeş gibi olun!"(8)
  Şüphesiz insan melek değildir.Kalbinde hasetlik duygusu belirebilir.Aslında bu duygu insanın tabiatında vardır.Mühim olan onun etkisinde kalmamak,hoşa giden herhangi bir şeyin,sahibinin elinden çalınmasını istememek ve bunun için gayret etmemektir.Kıskançlık hissine kapılanlar,hemen kendilerine gelip,bu kötü duygunun tesirinde bırakmaması için Cenab-ı Hakk'a niyazda bulunmalıdırlar.
   Konumuzu bir hadis-i Şerif meâliyle tamamlayalım:
 "Üç şey vardır ki,müslümanlar bunlardan sâlim olmamıştır:Haset,kötü zanda bulunmak ve uğursuz saymak.Dikkat ediniz,bunlardan kurtulmanın yolunu size haber vereyim:Kötü zanda bulunduğun vakit,tahkikına (soruşturmaya)kalkışma.Hased eder insan,onunla amel etme.Uğursuzluk hissi geldi mi,niyet ve kastına devâm et."(9)



___________________________________________
1-Seçme Hadisler;2/36,Nesâi 2/55
2-Tac Tercemesi,5/62
3-Mutaffifin Sûresi;ayet:25
4-Nisa Sûresi;ayet:54
5-Seçme Hadisler,2/43
6-Seçme Hadisler,2/36
7-Tac Tercemesi,5/62
8-Tac Tercemesi,5/61
9-250 Hadis,sf:115
Devamını Oku