Cevat Sağlam



17.2.11

NEFİS TERBİYESİ



NEFİS TERBİYESİ
   Dinimiz nefis terbiyesine büyük önem verir.Nefs ya da nefis sözcüğü ruh,can,hayat,kişi,bir şeyin kendisi,asıl ve maya gibi anlamlar taşır.Kur'an-ı Kerim'de Nefs-i Emmare,Nefs-i Levvame ve Nefs-i Mütmainne gibi nefisle ilgili farklı manalara gelen lafızlar vardır.
   Nefs-i Emmare zorlayıcı,emredici ve insanı kötülüğe sürükleyen nefis;Nefs-i Levvame kötülükten sonra içte rahatsızlık uyandıran nefis;Nefs-i Mutmainne ise iyilik ile kötülüğü ayırt eden,temizlenerek kişiyi Allah'a yakınlaştıran nefistir.
   Nefis,her an çeşitli sıfatlara bürünerek insanın karşısına çıkıp,onu aşırı eğlence ve sefahete teşvik eder.Fuhşa,ölçüsüz yemeye  içmeye,ihtirasa,menfaatperestliğe,haksızlığa,öfkeye,merhametsizliğe,saygısızlığa,kin,buğz vezulme yönetir.Hileye,gurura,riyaya,ahde vefasızlığa ve ikiyüzlülüğe sürükler.İşte onun bu derece kötülükleri sebebiyledir ki,Sevgili Peygamberimiz:
  "Ya Rabbi,beni göz açıp yumuncaya kadar ve daha az zaman da olsa nefsime bırakma"diye Cenab-ı Hak'ka dua ve niyazda bulunmuş;bir muharebe dönüşlerinde de:"Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz"buyurarak nefisle savaşmanın,düşmanla savaşmaktan daha zor ve önemli olduğunu belirtmişlerdir.
   Nefis terbiyesi zordur.Zirâ o,sabır ister,azim ister ve kararlılık ister.Nefis terbiyesi önemlidir.Çünkü,nefsini yenemeyen,terbiye edemeyen bir kimse düşmanla savaş da dahil hiçbir konuda başarılı olmaz.Kendi nefsini terbiye edemeyen insanın aileye ve topluma yararlı olacağı düşünülemez.
   Nefse tabi olup İlâhi emirlere uymayan,sahip olduğu makam ve mevkii kendisinden bilen,Allah ve Peygamber tanımayan ve hatta Allahlık iddiasında bulunan bazı bedbahtların kötü hali,ibret olsun diye Yüce Kitabımızda bize bildirilmiştir.Şöyleki:
   İblis,nefsinin arzusuna uyup Hz.Âdem'e secde etmemiş,"Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?"İlâhi buyruğuna karşılık da,"Ben ondan daha üstünüm.Çünkü beni ateşten yarattın,onu çamurdan yarattın"(1)diyerek Yüce Yaratıcı'ya karşı gelmiş ve bu sebeple meleklik mertebesinden düşmüş,şeytanlık vasfını hak etmiştir.
   Nefsine esir olan Firavun,Hz.Musa'nın tebliğini kabul etmekle kalmamış,sahip olduğu güçten,saltanattan yararlanarak hükmettiği insanları da Allah'ı inkâra zorlamış ve onlara:"Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum.Ey Haman!Benim için toprak üzerine bir ateş yak,tuğla hazırlayıp bana bir kule yap;çıkar,belki Musa'nın Tanrısını görürüm.Doğrusu onu yalancılardan sanıyorum"(2)diyecek kadar ileri gitmiştir.
   Nemrud sahip olduğu nimetleri kendinden bilmiş,gururlanmış ve Allah'a iman etmiştir.Onun kendisini imana davet eden Hz.İbrahim'le tartışması Kur'an-ı Kerim'de meal olarak şöyle bildirilmektedir: "İbrahim ona(Nemrud'a)Rabbim hayat veren ve öldürendir,demişti."O da:"Hayat veren ve öldüren benim,demişti."İbrahim:"Allah güneşi doğudan getirmektedir;haydi sende onu batıdan getir"deyince kâfir şaşırıp kaldı.Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez."(3)
   Hz.Nuh'un oğluna iman ettirmeyen,Ebu Cehil'i ,Ebu Leheb'i İslâm'a ve Hz.Muhammed (S.A.V.)'e karşı çıkaran da nefistir.
   Ya bizleri ibâdetlerimizden,tâatimizden alıkoyan ve her an kalbimize binbir vesvese veren nedir?Neyazık ki o da nefisdir.İşte bunun için nefsimizin kötü arzularına uyup,heva ve hevesimizce yaşamayalım;doğru yoldan ayrılmayalım diye bu ibret levhaları gözümüzün önüne serilmiştir.Yüce Kitabımız'da mealen:
   "Andolsun,insanı biz yarattık ve nefsini kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız"(4)buyrularak nefsin kötülüğüne işaret edilmiştir.
   Bu noktada "İnsan,kendi iradesi dışında kalbine doğan fena şeylerden,vesveselerden,sorumlu olacak mıdır?"diye akla bır soru gelebilir.Bu hassas konuya bir hadis-i Şerifte:"Nefsin söylediği şeyleri söylemedikçe veya onunla ameşl etmedikçe,Allah ümmetim için bunları bağışlamıştır."(5)mealinde açıklık getirilmiştir.
   Öyleyse bize düşen,kalbimize doğan kötülüklerle zihnimizi meşgul etmemek,onlarla amel etmemek,namazla,zikirle ve oruçla nefsimizin hırs ve azgınlıklarını dizginlemek,ruhumuzu yükseltmek,tüm kötülük duygularını frenleyerek kendimizi hayra ve iyiliğe yöneltmektir.
   Işık olunca karanlığın kaybolduğu gibi,ibâdetle zikirle nurlanmış kalpte de vesveseler yok olmaktadır.Ancak nefsin bu yok oluşu vücut zayıf olunca faaliyete geçen mikroplar gibi ilk fırsatta harekete geçerek tahribatını sürdürmektedir.Bunun için,insanın nefsinden emin olması,uyuyan kurt karşısında kendini güvenli saymasından da anlamsız kabul edilmiştir.Zira kurt,mukadder ölüme götürebilir,nefis ise insanı hem dünyada hemde ahirette rezil ve rüsvay eder.Bir ayet-i Celile'de mealen: "O(Allah),sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada(bile),sizi en iyi bilendir.Bunun için kendinizi temize çıkarmayın.Çünkü O,kötülükten sakınanı daha iyi bilir"(6)buyrulmuş;başka bir ayette de Yusuf (A.S)'ın "Ben nefsime temize çıkarmıyorum.Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder;Rabbim acıyıp korumuş başka.Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan,pek esirgeyendir"(7) ibretamiz sözleri bize bildirilmiştir.
   Evet,Cenab-ı Hak'kın görevlendirdiği meleklerin tespit ettikleri amel defterimiz yarın Kıyamet'te önümüze serilecek;"Kitabını oku!Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter"(8)denilecek,yaptığımız hiçbir kötülük o gün gizli kalmayacaktır.
   O halde İlâhi emirlere,yasalara uymakla ve bu yolda karşılaşılan zorluklara azim ve sabırla göğüs germekle nefsimizi terbiye etmeliyiz.Çevremizde yaşayanlardan bir çoğunun hatta yakınlarımızın yanlış yolda olmaları,gaflet içinde yaşamaları ve vurdum duymazlıkları bizim de onlar gibi yaşamamızı haklı kılmaz.Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mealen:
  "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan,seni Allah'ın yolundan saptırırlar.Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz,yalandan başka söz de söylemezler"(9)buyrularak nefislerin aşırı istekleri peşinde koşanlara uymanın getireceği felâkete dikkatimiz çekilmiştir.
   Yüce Rabbimiz cümlemizi nefsimizin şerrinden ve bütün kötülüklerden korusun!...

______________________________
1-A'râf Sûresi;ayet:12
2-Kasas Sûresi;ayet:38
3-Bakara Sûresi;ayet:258
4-Kâf Sûresi;ayet:16
5-250 Hadis(Diyanet Yayınları),sf:91
6-Necm Sûresi,ayet:32
7-Yusuf Sûresi;ayet:53
8-İsrâ Sûresi;ayet:14
9-En'am Sûresi;ayet:116




Devamını Oku

9.2.11

İNSAN YARATILMIŞLARIN EN ŞEREFLİSİDİR




İNSAN YARATILMIŞLARIN EN ŞEREFLİSİDİR
    Sahip olduğu akıl,fikir ve iyiyi kötüden ayırt edebilme kabiliyeti gibi üstün meziyetlerle diğer yaratıklardan ayrılan insanoğlu,İlâhî emirlere bağlı kalmakla,doğuştan sahip olduğu değerini korur;dünyada da ahirette de mutlu olur.Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'inde mealen:
  "Biz hakîkaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.Onları(çeşitli nakil vasıtaları ile)karada ve denizde taşıdık;kendilerine güzel güzel rızıklar verdik;yine onları,yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık"(1)buyururak insanın diğer varlıklar arasındaki önemli yerini bildirmiş ve kâinatı insan için yarattığına dikkat çekmiştir.
   Saygıdeğer vasfını kazanmış olan insan,şüphesiz imanlı,ihlâslı,ahlâklı,ameli iyi ve çalışkan insandır.Yoksa bu yüce değerlerden nasipsiz kalmış,herkesi rahatsız eden,hak hukuk tanıyan,nefsine esir olmuş,ırz,can,mal,namus düşmanı kimseler şerefli olmak şöyle dursun dinimizde aşağıların aşağısı diye vasıflandırılmışlardır.Yaratılışındaki fizik güzelliği kadar sağlam inanç ve güzel amele de sahip olmayanların,Allah katında değerleri olmayacağı Tin Sûresi'nde meal olarak şöyle açıklanmıştır:
  "Biz,insanı en güzel biçimde yarattık sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır."(2)
    Her varlıkta Yüce Rabbimizin yaratıcı üstün kudereti görülür ise de,bu en açık bir şekilde insanda kendisini belli eder.Bilme,konuşma ve isteme gibi sıfatlara Allah'tan başka,sınırlı imkânla da olsa sahip olan yegâne varlık insanoğludur.İşte bu yüce değerler,insanı"Allah'ın halifesi"olma şerefine erdiren sırlardan olsa gerektir.İnsanların da,Peygamberlerin de ilki olan ceddimiz Hazreti Âdem'in yaratılışı ve onun kadri yüce bir bir Peygamber olduğu,Bakara Sûresi'nde çok duyarlı bir biçimde şöyle haber verilmiştir:
  "Hatırla ki Rabbin meleklere'' Ben yeryüüznde bir halife yaratacağım",dedi.Onlar:"Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdiz edip dururken,yeryüzünde fesat çıkarark,orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?"dediler.Allah'da onlara:"Sizin bilemeyeceğini heralde ben bilirim"dedi."(3)
   Hayvanlar,bitkiler,sular,yağmurlar,rüzgârlar vb.canlı cansız bütün tabiat güçleri Cenab-ı Hak'kın: "O,göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katında(bir lütfü olmak üzere)size boyun eğdirmiştir.Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır"(4)yüce buyruğunun bir tecellisi olarak insanoğlunun hizmetine hazırdırlar.Yeter ki bizler,aklımızı kullanıp,çalışarak kendimize verilen bu nimetlerden yararlanmasını bilelim ve bunların şükrünü ifa edelim.
   Unutulmamalıdır ki insanın diğer yaratıklara bu üstünlüğü derecesinde sorumlulukları da vardır.Nitekim Kıyamet Sûresi'nde: "İnsan,kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!"(5)buyrularak ona hayatının belli plâna bağlanmış olduğu bildirilmiş,Zâriyât Sûresi'nde de: "Ben cinleri ve insanları,ancak bana kulluk etsinler diye yarattım"(6)buyrularak,yaratılışımızdaki gayenin  
Yüce Mevlâ'mıza kulluk olduğu belirtilmiştir.
   Dinî emir ve yasakların biri dünya,diğeri ahiret olmak üzere iki ana hedefi vardır."Sizin en hayırlınız ne dünyası için ahiretini ne de ahireti için dünyasını terk eden değil,her ikisi için gereği gibi çalışandır."(7),"Hiç ölmeyeckmiş gibi dünyaya,yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışınız"(8)mealindeki hadis-i şerifler bu gerçeğin açık delilleridir.
  Dünya kazancının peşin,ahiret kazancının geleceğe yönelik olmasıiahiretle ilgili çalışmalarımızda bizi ihmalkârlığa sürüklememelidir.Zira,bu gelecek,en kısa zamanda da gerçekleşebilir;biz ömrümüzün ne kadar olduğunu bilemeyiz.Dinimizde edebî saadete ulaşmak için ibâdete günde toplam bir iki saat zaman ayırıp kısa dünya hayatı için kalan zamanı harcamak bile dengeli bir çalışma kabul edilirken,bu büyük fırsatı da değerlendirmeyenler,Kur'an-ı Kerim'de:
  "Fakat siz(Ey insanlar!)ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz"(9)mealinde uyarılmaktadırlar.
  Yüce dinimiz insanla imanın,ibâdeti,ahlâkı,sevgiyi,çalışmayı,doğruluğu,hayatı ve hayat mücadelesini içiçe gösterir.Her türlü başarıya,huzura ve mutluluğa azim ve sabırla doğru yolda çalışarak erişebileceğini bildirir.Kazancın kesinlikle çalışmaya bağlı olduğunu açıklayan ayet-i kerimelerden bazıları meal olarak şöyledir:
  "Kararını verdiğin zaman artık Allah'a dayanıp güven.Çünkü Allah,kendisine dayanıp güvenenleri sever."(10),"Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur ve çalışması da ileride görülecektir."(11)
  Şüphesiz kazanmak çalışmaya bağlıdır;ancak dünya nimetleri gibi ahiret nimetlerinin de dünyada kazanılacağı unutulmamalıdır.Bunun için Resûl-i Ekrem (S.A.V.),"Dünya ahiretin tarlasıdır"(12)buyurmuşlar ya...


________________________________
1-İsrâ Sûresi;ayet:70
2-Tin Sûresi;ayet:6
3-Bakara Sûresi;ayet:30
4-Câsiye Sûresi;ayet:13
5-Kıyamet Sûresi;ayet:36
6-Zâriyât Sûresi;ayet:56
7-Ramizü'l-Ehadis;sf:77;Muhtar'ul-Ehadis sf:87,144
8-Muhtar'ul-Ehadis:29
9-A'lâ Sûresi;ayet:16-17
10-Al-i İmran Sûresi;ayet:159
11-Necm Sûresi;ayet:39-40
12-Keşfü'l-Hafa,1/412



Devamını Oku

İSLÂM DİNİNİN İLME VE ÂLİME VERDİĞİ ÖNEM

İSLÂM DİNİNİN İLME VE ÂLİME VERDİĞİ ÖNEM
  İlim,hem maddi hem manevî alanda gelişmeyi,yükselmeyi ve güclenmeyi sağlayan sebeplerin başında gelir.Sevgili Peygamberimiz'e ilk gelen vahyin "Oku" diye başlaması,dinimizin ilme vermiş olduğu önemi açıkça ortaya koyar.Alak Sûresinde meâlen:
  "Ey Muhammed!Yaratan,insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabbinin adıyla oku!Kalemle öğreten,insana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir."(1)buyrularak Allah'ın adıyla okumamız gerektiğini bildirilmiş,öğrenilecek ilmin imana,ibâdete,ahlâka vesile olan,beşeriyete yararlı ve insanlık sevgisini aşılayan ilim olduğunu dikkat çekilmiştir.
   Bir insan ne kadar bilgili olursa olsun,sahip olduğu ilmin kendi hayatında ve başkakarı üzerinde müsbet biretkisi yoksa,bu kimsenin yararlı ve hayırlı olduğu söylenemez.İlimde maksat,kötülük yapmakta hünerli olmak değil,Allah'a kulluktan ve topluma hizmette güzel örnek olmaktır.
   Bir ayet-i Kerime,Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadıklarını bildirerek bizi ilme teşvik etmekte,(2)başka bir ayet-i Kerime de,bilmeyenlerden olmaktan bizi sakındırmaktadır.(3)
  Sevgili Peygamberimizin konuyla ilgili hadislerinden bazıları meâlleri şöyle:
"Çinde bile olsa,ilmi oradan alınız.Çünkü ilim,kadın erkek her müslümana farzdır"(4),"Hikmet müminin kaybolmuş malıdır;nerede bulursa onu almağa o,herkesten daha lâyıktır."(5),İlim tahsil etmek sahibinin geçmiş günahlarına kefarettir"(6),"Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse,Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır."(7),"Beşikten mezara kadar ilme talip olun"(8)
  İslâmiyet ilme önem verdiği gibi,âlime de önem verir.
Nitekim:
 "Allah sizden inanaları ve kendilerine ilim verilenleri yükseltsin"(9),"Kulları arasında ancak âlimler,Allah'tan(gereğince(korkar"(10)meâlindeki âyet-i Kerimeler bu gerçeği sergiler.İlim adamıının dinimizdeki üstün yerini belirleyen hadis-i Şeriflerden bazıları da meâldedir:
"Âlimin,ibâdetle meşgul olana göre üstünlüğü,Ay'ın öteki yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.Muhakkak âlimler,Peygamberlerin mirascılarıdır."(11)
  Dinimizin önem verdiği âlimlere,müslümanlar da önem verirler.Bu konuda tarihimizden bir iki örnek sunmak isterim:
 "Fatih Sultan Mehmet,hocası Akşemseddin ile at üstünde İstanbul surlarına girince,Rumlar,yaşlı olanı yani Akşemseddini padişah sanıp gül verirler.Akşemseddin"Ben bunu alamam,onu padişaha verin"diye Fatih'i gösterir.Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet,"Ben bu nimeti,feyz aldığım kimselere borçluyum,hocama verin"diyerek gülü Akşemseddin'e verdirir."
   Mısır'ın fethinden sonra ordu başlarında Yavuz Sultan Selim olmak üzere İstanbul'a dönüyordu.Zamanın büyük bilginlerinden İbn-i Kemâl'de bir at üzerinde hükümdarı takip ediyordu.Bir ara İbn-i Kemâl'in atının ayağından sıçrayan çamur padişah'ın cübbesine bulaşır.İbn-i Kemâl,elinde olmayan bu hatadan dolayı mahcubiyet gösterip,işin sonucunu düşünürken Yavuz Sultan Selim'in ağzından şu tarihî sözler duyulur: "Bana başka bir cübbe verin;bu cübbe de böylece hazinede saklansın.Âlimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan çamurun bile makbûl olduğu gelecek nesillere bir ibret olsun.Bu cübbe öldüğümde sandukamın üzerine örtülsün."
   Her faydalı işte olduğu gibi ilim tasilinde de hergün bir önceki güne göre biraz daha mesafe alınmış olması gerekir.Nitekim,Yüce Rabbimiz Sevgili Peygamberimize: "Rabbim,benim ilmimi arttır"(12)diye yüce katına niyazda bulunmasını bildirmiş;bir hadis-i şerifte de:"İki günü birbirine eşit olan kimse aldanmıştır,ziyandadır"(13)buyrulmuştur.
  İlim öğrenmek azim,sebat ve özveri isteyen çok yorucu bir iştir.Bilinenin yanında bilinmesi ve öğrenilmesi gereken şeylerin çokluğunu İmam Malik Hazretleri, "İlmin kalkanı bilmiyorum demektir"şeklinde veciz olarak ifade etmişlerdir.Bunun bilincinde olan kimseler,ilim yolunda ilerledikçe daha da akçak gönüllü olurlar.
   İlim öğrenmede çekingenlik olmamalıdır.İnsan,bilmediği hususları bilenlerden sorarak ve münkünse çok okuyaral telâfi etmeye çalışmalıdır.
   Evet,ne fert ,ne aile ve ne de toplum olarak ilimden uzak kalıp dünyada da ahirette de huzurlu ve güvenli olmak mümkün değildir.Bedir savaşı sonunda müslümanların aldıkları esirleri,on müslümana okuma-yazma öğretme karşılığında serbest bırakılmaları,bu nokta da ibret alınması gereken harikulade önemli bir olaydır.
  Yazımızı bir hadis-i şerif meali sunarak noktalayalım:
 "Dünyayı isteyen ilme sarılsın,ahireti isteyen ilme sarılsın;hem dünyayı hem ahireti isteyen gene ilme sarılsın."(14)

Audici özgün dizaynlar

________________________________
1-Alak Sûresi;ayet:1-5
2-Zumer Sûresi;ayet:9
3-En'am Sûresi;ayet:35
4-Keşfu'l-Hafa,1/138
5-Tac Tercemesi,1/98
6-Tac Tercemesi,1/98
7-Tac Tercemesi,1/97
8-Muhtaru'l-Ehadis hadis nu:469
9-Mücadele Sûresi;ayet:11
10-Fatır Sûresi;ayet:28
11-Tac Tercemesi;1/97
12-Taha Sûresi;ayet:114
13-El'Makasıdü'l-Hasane:402
14-Aksekî,A.H,İslâm,1/508
Devamını Oku

6.2.11

DİN HUZUR VE FAZİLET KAYNAĞIDIR

DİN HUZUR VE FAZİLET KAYNAĞIDIR
   İnsanoğlunun her devirde hak ya da batıl bir dine inandığı tarihî bir gerçektir.İlk yaratılan Hz.Âdem'in ilk Peygamber olduğu ve son Peygamber Hz.Muhammed'in getirmiş olduğu İlâhî hükmün de kıyamete kadar süreceği düşünülürse,yeryüzünün hiçbir zaman İlâhî kanundan mahrum kalmadığı ve kalmayacağı anlaşılır.Buna rağmen insanların,hiçbir devirde toptan dindar oldukları görülmemiştir.
   Din,kimseyi inanmaya zorlamaz.Din,akıl sahibi olan insanları ikna ederek,kendi istekleri ile hakka,hayra fazilete çağıran İlâhî bir kanundur.
   Birçok kimselerin,geniş ve rahat günlerinde inançsız yaşayıp,bir tehlike ya da ölüm anında Yüce Yaratıcı'ya sığındıkları çok kere müşahede edilmiştir.Fakat asıl olan,tehlike veya ölüm anı gelmeden Allah'a inanıp O'na kulluk etmektir.Kur'an-ı Kerim'de bu hususa meal olarak şöyle işaret ediliyor:
  "İnsanların başına bir sıkıntı gelince,Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar.Sonra Allah,katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk)tattırınca,bakarsınız ki onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar.Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım!Haydi sefa sürün;ama yakında bileceksiziniz."(1),"Denizde başınıza bir müsibet geldiğinde,O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider.O sizi kurtarıp karaya çıkardığında,(yine eski halinize)dönersiniz.İnsanoğlu çok nankördür."(2)Bir şair de bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:
          " Yobazlık,geriliktir ona göre din iman,
             Safsatadır,hayâldir,tabiattır yaratan,
             Ne hazin bir gerçektir:Allah diye haykırır,
             Ümidi tükendiği gücü kaybolduğu an. " (3)
  İnsanın,bir beden diğeri ruh olmak üzere iki cephesi vardır.Bedenin yemeye,içmeye ihtiyacı olduğu gibi,ruhun da inanç,ibâdet ve güzel ahlâk gibi manevî gıdalara ihtiyacı vardır.İşte bu her iki yönüyle de olgunluğa ve doygunluğa erişen kişi gerçek bir mümindir.
  Ruhu terbiye olmamış bir insan,çölde yolunu şaşırmış;haritasız,pusulasız bir yolcu misali bu dünyada şaşkın şaşkın dolaşır durur,hiçbir zaman doğru yolu bulamaz.
   Her insan,kendisindeki din duygusunun inkişafı ve dinî görevleri yerine getirdiği ölçüde  Allah nezdinde değer kazanır.Nitekim Yüce Rabbimiz,Furkan Sûresi'nde meal olarak:
  "(Resûlüm!)De ki:(Kulluk ve) yalvarmanız olmasa,Rabbim size ne diye değer versin?"(4)buyurmuşlardır.
    Dinin insan için yararları sayılamayacak kadar çoktur:
İnsan karşılaştığı zorluklara,herşeyin Allah'tan geldiği inancıyla katlanabilir.Ancak bu,körü körüne tevekkül şeklinde anlaşılmamalıdır.
  Allah'ın vermiş olduğu sonsuz nimetlere karşı O'na hakkıyla şükredebilmek ancak ibâdetle mümkündür.
  İnancı zayıf bireylerden oluşan toplumlar güçlü ve güvenilir olamazlar.
  Din,ortak bir heyecan oluşturur,feragat ülküsünü gerçekleştirir,birliği,sosyal yardımlaşmayı ve barışı sağlar.
 Müminleri birliğe,güzel geçinmeye,sabra,Allah'a ve Peygamberine itaate çağıran,geçimsizliğin başarısızlığa sürükleyeceğini bildiren şu ayet-i kerime mealleri ne kadar anlamlıdır:
"Müminler ancak kardeştirler.Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz"(5),"Allah ve Resûlüne itaat edin,birbirinizle çekişmeyin;sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.Bir de sabredin.Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."(6)
   Sevgili Peygamberimiz de birlik ve beraberliğin önemini:
"Bir mümin diğer mümin kardeşi için,bir kısım diğerlerine kenetlenen bir binanın taşları gibidir"(7)mealinde ifade etmişlerdir.
  Yüce dinimiz,inanç özgürlüğüne büyük önem verir.Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de meal olarak şöyle buyrulmuştur:
"(Resûlüm!)Eğer Rabbin dileseydi,yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi.O halde sen,inanmaları için insanları zorlayacak mısın?"(8),"(Resûlüm!),öğüt ver.Çünkü sen ancak öğüt vericisin.Onların üzerinde bir zorba değilsin.Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince,işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır..."(9)
   Ecdadımız,dinimizin bu emrine uyarak her zaman egemen oldukları gayri müslimlere inanç ve ibâdet hürriyeti tanımış,onların mabed edinme ve ibâdet etme haklarını güvence altına almışlardır.Buna karşılık müslüman olmayan bazı ülkelerde camilerin tahrip edildiği,yıkıldığı,yakıldığı,müslümanların ibâdetlerinden dolayı işkencelere maruz kaldığı,isimlerinin değiştirildiği ve hatta öldürüldüğü herkesçe bilinen bir gerçektir.
  Sözün özü:Hayatın devamı için hava ve gıda ne kadar önemliyse,huzurlu ve faziletli yaşamak için de,din o kadar önemlidir.Dinin olmadığı yerde fazilet ve vicdanın söz konusu olmayacağını millî şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy :
                "Ne irfandır veren ahlâka  yükseklik ne vicdandır,
                 Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır,
                 Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan'ın,
                 Ne irfanın kalır te'siri  katiyyen ne vicdanın. " 
 diye ne güzel ifade etmiştir.
    Ne mutlu "Allah indinde gerçek din İslâm"'a gönül verenlere.

______________________________________
1-Rum Sûresi;ayet:33-34
2-İsrâ Sûresi;ayet:67
3-Dini Felsefi Sohbetler,sf:48,Ferid Kam
4-Furkan Sûresi;ayet:77
5-Hucurat Sûresi;ayet:10
6-Enfal Sûresi;ayet:46
7-Tecrid-i Sarih Tercemesi,7/365;Riyazu's-Salihin Tercemesi,1/270
8-Yunus Sûresi;ayet:99
9-Gaşiye Sûresi;ayet:21-24
Devamını Oku

5.2.11

İNANÇ YÖNÜNDEN İNSANLAR



 
İNANÇ YÖNÜNDEN İNSANLAR
    Yüce Rabbimiz,insanlara iman esaslarını,ibâdet şekillerini,ahlâk kurallarını ve diğer dinî konuları öğrenmek için her devirde Peygamberler göndermiştir.Sevgili Peygamberimiz gelmekle,Peygamberler zinciri tamamlanmışO'nun getirdiği hükümler kıyamete kadar geçerli olmak üzere,diğer Peygamberle gönderilen hükümler kalkmıştır.Hz.Peygamber(S.A.V.)'in getirdiği hükümlere gösterilen tutuma göre,inanç alanında mümin,kâfir ve münafık olarak üç grup insan ortaya çıkmıştır.Bu yazımızda bunları kısaca açıklamaya çalışacağız:
   Mümin;iman edene denir.İman sözcüğünün sözlükteki anlamı,birşeye inanmaktır.Dindeki özel anlamı ise,İslâm dininin kabul etmektir.
   İman;icmali ve tafsili diye ikiye ayrılır.
  İcmali iman yani imanın en kısası:"La ilâhe illâ'llah,Muhammedür-Resûlüllah"Kelime-i Tevhid'ini tastik etmektir.Allah'tan başka İlâh olmadığını,Hz.Muhammed'in Allah'ın Peygamberi olduğunu ifade eden bu ilâhî cümle,ayrı ayrı zikredilmedikleri halde dinde inanılması zaruri olan her hususu içine almaktadır.Dinimizde,imanın bu en kısa mertebesine bile sahip olmayan kimseye mümin denilemez.
Tafsili İmana gelince,bunun üç mertebesi vardır:
Birinci mertebe:Allah'ın varlığına,birliğine,Hz.Muhammed'in Allah'ın Elçisi olduğuna ve Ahiret gününe kesin olarak inanmaktır.
 İkinci mertebe:İman nedir?Sorusuna karşılık,Sevgili Peygamberimiz'in cevabı olan: "Allah'a,Allah'ın Meleklerine,Kitaplarına,Peygamberlerine,Ahiret gününe,Kaderin hayır ve şerrine inanmadır."(1)
  Üçüncü mertebe:Hz.Peygamber'in getirdiği haberlerin ve hükümlerin hepsine ayrı ayrı inanmaktır.Farz,vacip,helâl ve haram gibi konuları öğrenip tasdik etmek,bu mertebenin kapsamına girer.İlme ve araştırmaya dayandığından bu mertebe,imanın en geniş,en sağlam ve en makbulüdür.Müminleri konu alan ayet-i kerimelerden bazıları meal olarak şöyledir:
 "Ey Muhammed!Onlar(müminler),sana indirilene ve senden önce indirilene iman edenler;ahiret gününe de kesinkes inanırlar.","İşte onlar,Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak olardır."(2)
 İman ve ibâdetin birbirine büyük etkisi vardır.Kuvvetli bir iman,kişiyi ibâdete yöneltir.Bilinçli bir ibâdet de,sahibinin imanını güçlendirir.Bir başka ifadeyle:Gerçek bir imana dayanmayan ibâdetin yararı olmadığı gibi,ibâdet ve tâatle beslenmeyen iman da,zayıflayarak kalpten silinip gider.
  İman esaslarıyla ahlâk kuralları arasında da yakın bir ilişki vardır.Bu hususu belirleyen hadis-i şeriflerden bazıları meal olarak şöyledir:
"Müminlerin imanca en olgunları,ahlâkı en iyi olanlarıdır..."(3),"Hiçbiriniz,kendiniz için arzu ettiğnizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz."(4),"Yanıbaşında komşusu aç iken kendi karnını doyurup,uykuya dalan kimse bizden değildir."(5),"Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki,siz,iman etmedikçe Cennet'e giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de,olgun mümin olamazsınız."(6)
 Allah'ın birliğini,Hz.Muhammed'in Peygamberliğini ve islâm dininin diğer esaslarını inkâr edene kâfir denir.Ateistler,müşrikler,batıl ve hükmü kaldırılmış din mensupları hep bu sınıfa girerler.Bu gerçek:
 "Allah nezdinde hak din İslâm'dır..."(7),"Kim,İslâm'dan başka bir din ararsa,bilsin ki kendisinden  (böyle bir din)asla kabul edilmeyecek ve o,ahirette ziyan edenlerden olacaktır."(8)mealinde Kur'an-ı Kerim'de belirlenmiştir.
  İnkârcıların vasıfları ve akibetleri Bakara Sûresinde şu mealde bildirilmiştir:
"Gerçek şu ki,kâfir olanları(azap ile)korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir;iman etmezler.","Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır."(9)
  Münafık ise,Hz.Peygamberin getirdiği hükümlere inanmadığı halde inanmış gibi görünen ikiyüzlülere denir.Münafıkların acı sonuçlarını belirleyen ayet-i kerimelerden bazıları meal olarak şöyledir:
"Münafık erkekler ve münafık kadınlar(sizden değil),birbirlerindendir.Onlar kötülüğü emreder,iyilikten alıkor ve cimrilik ederler.Onlar Allah'ı unuttular.Allah da onları unuttu!Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir.","Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları Cehennem ateşini vâdetti.O,onlara yeter.Allah onlara lânet etmiştir.Onlar için devamlı bir azap vardır."(10)
   Sözün özü:Yüce Allah'a,Hazreti Muhammed'e ve O'nun getirmiş olduğu hükümlere kesin olarak inanmak en önde gelen görevimizdir.Zirâ ibâdetler ve bütün iyilikler sağlam inançtan kaynaklandığı takdirde ancak Allah katında değer kazanırlar.Aksi halde bunlardan fayda ummak,çürük temel üzerine bina kurup,onun içinde  kendini güvende kabul etmek kadar yanlış olur.




________________________________
1-Riyazu's -Salihin Tercemesi,1/91-93
2-Bakara Sûresi;ayet:4,5
3-Fethu'l-kebir,1/237;Riyazu's-Salihin Tercemesi,1/320
4-Tecrid-i Sarih Tercemesi,1/30
5-Tecrid-i Sarih Tercemesi,7/406
6-Rizayu's-Salihin Tercemesi,1/410
7-Âl-i İmran Sûresi;ayet:19
8-Âl-i İmran Sûresi;ayet:85
9-Bakara Sûresi;ayet:6,7
10-Tevbe Sûresi;ayet:67-68
Devamını Oku

4.2.11

GÖREVLERİNİ HAKKIYLA YERİNE GETİRENLERE NE MUTLU


GÖREVLERİNİ HAKKIYLA YERİNE GETİRENLERE NE MUTLU
   Yeme,içme,uyuma,yaşama ve ölme gibi niteliklerle diğer canlılara benzeyen insanoğlu,Allah'ın kendisine bahşetmiş olduğu akıl ve fikir gibi üstün meziyetler sayesinde onlardan ayrılarak birçok sorumluluklar altına girer.Yeryüzünde aklı başında olup da sorumluluk taşımayan hiçbir kimse yoktur.
   Sorumluluk duygusu,kişinin imanı ve Allah'a bağlılığı derecesinde gelişme gösterir.İman etmeden Hattab'ın oğlu Ömer,öz kızını (sırf kız olarak doğduğu için)öldürecek ve Hz.Peygamber'i öldürmeyi üstlenecek kadar başıboşluk içinde yaşıyordu.Fakat iman ettikten sonra Ömer (R.A.),"Dicle kenarındanki  bir çobanın kaybolan koyununu,Allah Teâla'nın benden soracağından korkarım"diyerek,ağlayacak kadar yüksek sorumluluk duygusuna kavuşmuştur.İşte Allah'a ve ahirete imandan kaynaklanan bu yüce duygu,halife,Hz.Ömer'i geceleri yatağında uyutmuyor;Medine sokaklarında halkın hizmetine koşturuyor;aç kimsesizlere sırtında erzak taşıttırıyordu.
  Hakkıyla ifa edilen büyük sorumlulukların karşılığında büyük mükâfatlar vardır.Hadis-i şerifte,Allah Teâla'nın,Kıyamet gününde kendi arşının gölgesinde barındıracağı haber verilen yedi zümreden ilki adil başkandır.(1)
   Cenab-ı Hak,kendini İhlâs Sûresi'nde meal olarak şöyle tanıtıyor:
"De ki:O,Allah birdir.Allah daimdir,mutlak manâda ihtiyaçsızdır,her şey O'na muhtaçtır.O,doğurmamış ve doğmamıştır.Onun hiçbir dengi yoktur."(2)
 Allah Teâla zamandan ve mekândan münezzeh olduğu gibi,akla gelebilecek şekil ve cisimlerden  hiçbirine de benzemez.O ancak sıraftları ile tanınır.
   Allah Teâla vardır,birdir,O'nun evveli ve sonu yoktur.Cenab-ı Hak sonradan olanlara benzemez.Varlığı kendinden olup başkasından değildir.O diridir,her şeyi bilen,işiten ve görendir.Her iş Allah'ı Teâla'nın dilemesiyle olur.Allah Teâla konuşur,herşeyi var eder,var iken yok eder.O'nun her şeye gücü yeter.Allah Teâla'nın ilmi,işitmesi,görmesi ve kelâmı bizlerinkine benzemez.Mahiyetleri de bizlerce bilinemez.
  Yüce Rabbimize karşı görevlerimizden biri de ibâdettir.Bir ayet-i kerimede meal olarak:
"Ben cinleri ve insanları,ancak bana kulluk etsinler diye yarattın "(3)buyrulmuştur.
  İbâdet,Allah'a yönelen saygı davranışlarının tümünü kapsamına alır.Namaz,oruç,zekât ve hac görevlerini yerine getirmek nasıl ibâdetse,bir yoksulu yedirmek,giydirmek,aç kalmış bir hayvana yiyecek ve su vermek,insanlarla iyi geçinmek,çoluk çocuğun rızkını kazanmak için çalışmak da 
kulluk görevlerimizdendir.
  Dünya ve ahiret hayatıyla ilgili bütün yükümlülüklerimizi eksiksiz  yerine getirmemiz gerekir.Yoksa bunlardan bazılarının ifası,bizi diğerlerine karşı sorumluluktan kurtarmaz.Çalışmadan sırf namaz kılmakla yiyecek elde edilemeyeceği gibi,sırf para kazanmak için çalışmakla da,namaz kılma görevi yerine getirilmiş olmaz.Zirâ bu,"Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur"(4)İlahi düsturunun bir gereğidir
  Allah'a karşı sorumluluklarımız yanında nefsimize yani şahsımıza karşı da yükümlülüklerimiz vardır.Alkol ve esrar gibi zararlı şeylerden sakınmak,bedenimizi temiz tutmak,uykumuzu normal almak ve hasat olunca tedavi görmek bu noktada dikkat edeceğimiz görevlerdendir.Ayrıca irademizi kuvvetlendirmeye,aklımızı,zihnimizi ilim ve irfan nuruyla aydınlatmaya,kalbimizde faydalı yüksek duyguları uyandırmaya gayret etmeliyiz.Bunları yapmamak "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın"(5)mealindeki Yüce İlâhî buyruğa ters bir davranış olur.
  Önemli görevlerimizden biri de ana ve babaya iyi davranmaktır.Bizi dünyaya getirip birçok sıkıntılara katlanarak sevgi ve şefkatle büyüten annemizle,ihtiyacımızı temin için gece gündüz demeden koşan babamıza karşı nasıl davranmamız gerektiğini bir ayet-i kerimede meal olarak şöyle belirlenmiştir:
  "Rabbin,sadece kendisine kulluk etmenizi,ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa,kendilerine "öf!" bile deme;onları azarlama;ikisine de güzel söz söyle.Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve:"Rabbim!Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse,şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!"de.(6)
  Ana babaya iyilik etme konusundaki bazı hadislerinde mealleri de şöyledir:
"Allah Teâla her günahtan istediğini Kıyamet gününe bırakır.Ancak,ana ve babaya asi olmanın cezasını dünyada iken vermekte acele eder,bunun cezasını dünyada iken de gösterir.(7),"Hiçbir çocuk babasının hakkını yerli yerinde ödeyemez.Babası  başkasının kölesi olsa da oğlu onu satın alarak azâd etmiş olsa bile."(8),"Cennet anaların ayakları altındadır."(9)
   Ana ve babanın çocukları üzerinde hakları olduğu gibi,çocukların da ebeveyni üzerinde bazı hakları vardır:
 "Ey insanlar!Kendinizi ve ailenizi,yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun"(10)mealindeki ayet-i kerime ile "Hepiniz çobansınız ve elinizin altındakilerin hakkından ve görevlerinden sorumlusunuz"(11)mealindeki hadis-i şerif uyarınca,çocukları dünya ve ahiret hayatına hazırlamak her ana-babanın görevlerindendir.Çocuklar,zamanın icaplarına göre müsbet ilimlerle yetiştirilmeli ve onların kalplerine Allah ve Peygamber sevgisi aşılanmalıdır.
  Karı kocanın da birbirlerine karşı görevleri vardır.Erkek eşini geçindirmeli,ona şefkatli ve anlayışlı davranmalıdır.Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde meâlen:
 "Allah bir kimsenin rızkına bolluk verir de aile fertlerini sıkar,onlara harcamazsa,o kimse bizden değildir"(12)buyurarak,ailesini ihmal edenlere sert ihtarda bulunmuştur.
  Kadının da aile düzenini bozulmasına yol açacak davranışlardan sakınma,kocasının malını,şeref ve namusunu koruma ve ona itaat etme gibi görevleri vardır.
  Karşılıklı sevgi,saygı ve şefkat bağlarıyla birbirine bağlı eşler huzur içinde yaşayacakları gibi,çocuklarını da terbiyeli,bilgili ve vatana,millete faydalı birer fert olarak yetiştirmekte güçlük çekmezler.
 Ne mutlu Rabbine,nefsine,ana-babasına,çoluk çocuğuna,kardeşlerine,akrabalarına,komşularına ve bütün insanlara karşı görevlerini hakkıyla yerine getirerek Allah'ın hoşnutluğuna erenler...

Yollar Tıkanmadan...
____________________________
1-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,2/79
2-İhlâs Sûresi;ayet:1-4
3-Zâriyât Sûresi;ayet:56
4-Necm Sûresi;ayet:39
5-Bakara Sûresi;ayet:195
6-İsrâ Sûresi;ayet:23-24
7-Terğib ve't-terhib.3/331
8-Riyazü's-Salihin Tercemesi,1/347
9-Keşfü'l-hafa,1/335
10-Tahrim Sûresi;ayet:6
11-Tecrid-i Sarih Tercemesi,3/40
12-Kenzü'l-İrfan Hadis No:449;Riyazü's-Salihin Tercemesi,1/331
Devamını Oku

30.1.11

ÖFKEYİ YENMEK

Ah.

ÖFKEYİ YENMEK
   Fert,aile ve toplumu felâkete sürükleyen kötü huylandan biri de öfkedir.Öfke sözlükte,insanı,kendisini inciten veya çıkarına dokunan olaylara karşı,sertliğe ve intikama zorlayan ruhî bir kaynaşma,bir gerilim şeklinde tanımlanır;kızgınlık,hışım,gadap ve hiddet anlamlarında kullanılır.
  Öfke,kişinin düşüncesini,basiretini,iradesini ve muhakemesini zedeler.Sövme,vurma ve öldürme gibi davranışlar genellikle öfkeden kaynaklandırğı gibi,nefret,kin,çekememezlik,başkalarının felâketine sevinmek,sevince üzülmek ve sırlarını açıklamak gibi çirkin hareketler de bunun kötü sonuçlarıdır.
  Öfke,insanı normal halinden uzaklaştırır ve sevimsizleştirir.Kızgın bir kimsenin genellikle rengi,suratı,söz ve danranışları değişir.Aşırı öfkelenme yüzünden bazı kimseler,yaka paçasını yırtar,yumruğunu sağa sola sallar,düşüp kalkar,eşyaları kırar,önüne gelene çatar ve saldırır.
  Böyle bir kimseden öfkesini yenmedikçe normal bir iş ve davranış beklemek boşuna olur.Zira hiddet insanı din,kanun ve aklın hakimiyetinden uzaklaştırır.Öğüt ve nasihatlara karşı kör ve sağır eder.
  Öfkelenmekten insan,çoğu kez haklı iken haksız,güçlü iken güçsüz,itabarlı iken itibarsız ve sevimli iken sevimsiz hala düşer.Bir anlık hiddet insanı malından,rahatından,eş ve dostlarından ve hatta canından edebilir.
  Öfkelinin sadece başkalarına zarar vermekle kalmayıp,başta kendi felâketini hazırladığı,halk arasında:"Öfkeyle kalkan ziyanla oturur","Keskin sirke küpüne zarar verir" şeklinde yeri geldikçe dile getirilmektedir.
  Öfkeyi hazırlayan böbürlenmek,bencillik,üstünlük taslamak,kusur aramak,hasımlık,acımasızlık ve hırs gibi kötü alışkanlıkları gönülden çıkarıp atmadıkça,öfkeden de kurtulmanın imkânı yoktur.Hele hiddet ve gadabı yüreklilik,erkeklik ve izzet-i nefsin bir gereğiymiş gibi düşünüp önüne gelene çıkışmak,hata işlemekte kararlılığı sergileyen yanlış bir düşünce ve davranıştır.
  Hiddet ve gadap,erkekliğin,yiğitliğin ve izzet-i nefsin bir gereği olsaydı,aynı olaylar karşısında kadınların erkeklerden,çocukaların büyüklerden,hastaların sağlıklı kişilerden ve kötü huylu kişilerin fazilet sahibi olanlardan daha az hiddetlenmeleri gerekirdi.Oysa durumun bunun tam tersine olduğu herkesçe bilinmektedir.Güçlü olmak,gadaba gelmekle değil,gadap anında kendine hakim olmakla ve gadabını yenmekle olur.Sevgili Peygamberimiz,bir hadislerinde mealen:
 "Çok güreş tutan baskın bir pehlivan çok kuvvetli değildir.Asıl kuvvetli gadap zamanında nefsine malik olandır"(1)buyurmuşlardır.
 Beşer olarak herkeste öfkelenme tutkunu vardır.Hiddetlenme çoğu kez,insanın iradesi dışında ve aniden olduğundan,bundan sakınmak son derece zordur.Ancak,sabredip nefsin kötülüklerine boyun eğmeyerek,olayları ihlâsla,soğukkanlılıkla karşılayarak ve Allah rızasını her şeyden üstün tutarak onu yenmek ve zararsız hale getirmek mümkündür. "Kur'an-ı Kerim'de öfkelenmeyenler denmeyip,öfkelerini yutanlar buyrulması bunun açık bir delilidir."(2)
  Harpte hiddetle yere serdiği düşmanı,yüzüne tükürünce,işe nefis karışabilir korkusuyla,serbest bırakan Hz.Ali'nin davranışı da Allah'ın hoşnutluğu gözetilince,nefse hakim olunacağının ve öfkenin yenilebileceğinin güzel bir örneğidir.
  Abdullah İbn-i Amr (R.A.),Resûl-i Ekrem'e "Hiddetsiz zamanınızda olduğu gibi,hiddetli anlarınızda da,söylediklerinizi yazayım mı?" diye sorunca,Allah Elçisi:"Yaz,zira beni Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki,ağzımdan Hak'dan başka birşey çıkmaz"(3)buyurmuşlardır.Görülüyor ki,Sevgili Peygamberimiz ben kızmam dememiş,kızmak beni Hak'dan ayırmaz buyurmuşlardır.
  Resûl-i Ekrem'in Yüce Mevlâ'ya şu yakarışı da,öfkeyi yenmenin zorluğunu ve öfkeyle incitilen kimselere karşı nasıl davranılması gerektiğini belirlemesi bakımından pek anlamlıdır:
  "Allah'ım,Muhakkak ki bende bir  insanım,her insan gibi bende kızarım.(kızarak)bir kimseye beddua edersem,(bunu) o kimsenin (günahlarından) temizlenmesine ve arınmasına vesîle kıl."(4)
 Şiddet ve himaye müminlerin takınacakları tavrı belirleyen ayet-i kerimelerden bazıları meal olarak şöyledir:
"Muhammed Allah'ın Elçisidir.Beraberinde bulunan da kâfirlere karşı çetin,kendi aralarında merhametlidirler"(5) , "Ey Peygamber!Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et,onlara karşı sert davran"(6)  Demek oluyor ki,gerçek bir mümin,kimseyi üzmez,kimseye haksızlık yapmaz,Ancak,kimseden de kötülük görmek ve azar işitmek istemez.Hele din ve vatan düşmanlarının saldırılarına,ırz ve namusa yapılan hakaretlere karşı boyun eğmez ve aldırmamazlık edemez.
  Yüce Rabbimiz,cümlemizi gadaba gelmekten ve gadaba uğramaktan korusun...


______________________________________
1-Tecrid-i Sarih terc. 12/148
2-Âl-i İmran Sûresi,ayet:134
3-İhyau Ulûmi'd-din,3/383
4-Ahmed b. Hanbel,Müsned-i 6/52
5-Fetih Sûresi;ayet:29
6-Tahrim Sûresi;ayet:9




Devamını Oku

ÖLÇÜLÜ DAVRANMA


ÖLÇÜLÜ DAVRANMA
   Aşırı ve ölçüsüz davranışlar,fert ve toplumu büyük felaketlere sürüklemekte,bu yüzden birçok kimse,telâfisi güç zarara uğramaktadır.İşte,insanın refah ve mutluluğunu hedef alan yüce dinimiz,her türlü aşırılığı yasaklamış ve müminlere itidali(orta yolu) öğütlemiştir.Nitekim, "O,göğü yükseltti ve ölçüyü koydu"(1)mealindeki bir ayet-i kerimede ölçünün,ölçülü ve itidalli davranmanın önemini belirlenmiş; "Sözlerinde ve davranışlarında ileri gidip,haddi aşanlar,helâk olmuşlardır"(2) mealindeki bir hadis-i şerif ile de aşırılığın sonunun hüsran olduğuna dikkat çekilmiştir.
   Aslında hak din olan Yahudilik ve  Hristiyanlık,daha sonra aşırılıklara saplanmışlardır.Yahudilerin inancına göre,Yehova dedikleri Tanrıları,yalnız kendilerinin ilâhıdır ve Yehova,insanlık içerisinden kendilerini oğul seçmiştir.
  Hristiyanlıkta ise,Allah inancı üçlü sisteme bağlanmıştır.Bu dine göre baba-oğul-ruhu'l-kuds aslında bir olan İlâhın üç şeklinde görünüş halidir.(3)
   Yüce dinimiz,Musevîlikteki millî İlâh sistemini de hristiyanlıktaki Allah'ı insan şeklinde tasavvuru da red eder.İslâm'ın Allah inancının esası,İhlâs Sûresinde mealen şöyle belirlenmiştir:
  "De ki:O,Allah birdir.Allah daimdir,mutlak manâda ihtiyaçsızdır,her şey O'na muhtaçtır.O,doğurmamış ve doğmamıştır.Onun hiçbir dengi yoktur."(4)
  Şimdi sakınılması gereken aşırılıklardan bazılarına kısaca değinelim:
  Allah'ın rahmetinden ümitli olmak kadar,azabından  da korkmak yani korku ile ümit arasında yaşamak itidali bir davranıştır.Zirâ,"Mevlâ Kerim'dir,O kimseyi cezalandırmaz,Allah'ın kulun ibâdetlerine  ihtiyacı yoktur"gibi sözler ileri sürerek,kulluk görevlerini yerine getirmeden Allah'tan rahmet beklemek,İlâhi azâbı inkâr olduğu gibi,günahların hiçbir surette af olunmayacağına inanmak da,Allah'ın rahmetini inkâra götürür.Bu husus Kur'an -ı Kerim'de:"Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur"(5),"Kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez"(6) mealinde belirlenmiştir.
   Tevekkülde de itidal şarttır.Çalışmadan,gerekli tedbirleri almadan,bir işin gerçeklemesini  Allah'tan beklemek ne kadar doğru değil ise,sırf çalışmakla (Yüce Mevlâ'nın yardımı olmaksızın)her şeyin halledilebileceğini kabul etmek de o derece sakıncalı bir davranıştır.Kur'an-ı Kerim,İslâm tevekkülünün esasına "Azmettinse artık Allah'a güven"(7)mealinde belirlenmiş,gerçek tevkkülün,bütün imkânları deneyip,elden geleni yaptıktan sonra artık,işin hayırla sonuçlanmasının,Yüce Mevlâ'ya havale edilmesi olduğunu bildirmiştir.
  Dünya ve ahiret hayatına dengeli çalışmak da dinimizin emirlerindendir.Kur'an-ı Kerim'de meal olarak "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak)ahiret yurdunu iste;ama dünyadan da nasibini unutma"(8)
buyrulmuştur.Sevgili Peygamberimiz de bu konuda müminlere herzaman itidali emretmiş,zühd ve takvaya fazla meyli olan ashab-ı Kiram'a orta yolu öğütlemiş,beşerî takat ölçüsünü aşan güçlük ve sıkıntıları yasaklamıştır.
  Mal ve parayı harcama da,itidali gerektiren konulardandır.Para ve malı lüzumsuz yerlere harcamak ya da harcamalarda ölçüyü aşmak kadar,malın ve paranın gerekli yerlere harcanmaması da uygun bir davranış değildir.Bu konuda Yüce Kitabımızda mealen:"Eli sıkı olma;büsbütün eli açık da olma.Sonra kınanır,(kaybettiklerinin)hasretini çeker durursun"(9)
buyrulmuştur.
Yeyip içmede de ölçülü davranmak kulluk görevlerimizdendir.Bir ayet-i kerimede mealen: "Yeyin,için,fakat israf etmeyin;çünkü Allah israf edenleri sevmez"(10)
buyrularak,tutumlu olmamız emredilmiş ve savurganlığın kişiyi Allah sevgisinden mahrum edeceği bildirilmiştir.
  İnsan sevgisi,dinimizin hassasiyeti gösterdiği ve büyük önem verdiği bir konudur.Ancak bunda da ölçüyü kaçırmamak,ifrat ve tefrite düşmemek gerekir.Sevmediğini bulunduğu mertebeden aşağı görmek ya da göstermek kadar,sevdiğini bulunduğu mertebeden aşağı görmek ya da göstermek kadar,sevdiğini lâyık olmadığı dereceye yükseltmek de aşırı bir davranıştır.Sevgili Peygamberimiz bu noktada meal olarak: "Sevdiğin kişiyi,aşırı olmayan bir sevgi ile sev,zira bir gün düşmanın olabilir.Düşmanına da,aşırı bir davranışta bulunma,onun da günün birinde dostun olması mümkündür"(11)
buyurmuşlardır.
  Ölçüsüz sevgi gibi övgünün de İslâmiyet'te yeri yoktur.Bir insan en üstün mertebeye,kuvvet ve kudrete ulaşsa,hatta kendisini tamamen
Allah'a vermiş olsa yine de kendisine tapılacak ve dilekte bulunulacak bir mevkiye gelemez.Zira ,ibâdete ve dilekte bulunulmaya lâyık olan yalnız ve yalnız Allah Teâla'dır.Yüce Rabbimizin bu noktada Sevgili Peygamberimize şu seslenişi ne kadar anlamlı ve düşündürücüdür:
"De ki:Ben,yalnızca sizin gibi bir beşerim.(Şu var ki)bana,İlâh'ınızın,sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor."(12)
   En azı da aşırılık olan kin ve öfkeler,İslâm tarihinde birçok cinayetlere yol açmış,birçok haksızlıklara sebep olmuş,kalplerde düşmalık ve nefret hislerini körüklemiştir.Mesala:Bazı kimseler,Sevgili Peygamberimiz 'in biri amcazadesi ve damadı,diğeri vahiy kâtibi ve kayınbiraderi olan Hz.Ali ile Hz.Muaviye ihtilafını sanki buna mecburlarmış gibi,yorumlamaya kalkışmışlar,bunda itidali muhafaza edememişler,taraf tutmuşlar,hatta birini övüp diğerini yerecek kadar ileri gitmişlerdir.Bu tür davranışların müslümanlar arasında açmış olduğu yaralar ve ortaya koyduğu hazin tablolar ise,herkesçe bilinmektedir.
İnsanlara bilmediklerini öğretmek, güzel tavsiyelerde bulunmak kadar,verilecek öğütlerde ölçülü davranmak da kaçınılmaz bir görevdir.Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'inde mealen:"(Resûlüm!) Sen,Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!..."(13),"(Ey Muhammed!),öğüt ver.Çünkü sen ancak öğüt vericisin.Onların üzerinde bir zorba değilsin."(14)
buyurarak Sevgili Peygamberimizin şahsında bütün insanları öğüt vermeye ve öğütte itidalli olmaya çağırmışlardır.
Sözün özü:Ölçülü davranış,aklın,düşüncenin ve muhakemenin eseridir.Bunun için o,kişiyi iyiye,güzele ve doğruya götürür.İtidalli davranan insanlar,hem toplum içinde hem Allah katında değer kazanırlar.Aşırı davranış ise,bilgisizliğin ve duygusallığın ürünüdür.O,kişi her zaman huzursuzluğa ve felâkete sürükler.
       
___________________________________
1-Rahman Sûresi,ayet:7
2-Müslim,ilim babı:4
3-İncil,Matta:28/19
4-İhlâs Sûresi;ayet:1-4
5-Necm Sûresi;ayet:39
6-Yusuf Sûresi,ayet:87
7-Al-i iran Sûresi;ayet:159
8-Kasas Sûresi;ayet:77
9-İsrâ Sûresi;ayet:29
10-A'raf Sûresi;ayet:31
11-Tac Tercemesi,5/153
12-Kehf Sûresi;ayet:110
13-Nahl Sûresi;ayet:125
14-Ğaşiye Sûresi;ayet:21-22
Devamını Oku

28.1.11

ORUCUN ANLAM VE ÖNEMİ

ORUCUN ANLAM VE ÖNEMİ
   Ramazan ayında oruç tutmak İslâm dininin beş ana temelinden biri olup,bu ayda,akıllı,erginlik çağına gelmiş ve özrü bulunmayan kadın-erkek her müslüman oruç tutmakla yükümlüdür.Oruç,hicretten bir buçuk yıl sonra Şaban ayında farz kılınmıştır.Oruç farz oluşu:
  "Ey iman edenler!Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.Umulur ki korunursunuz."(1),"Sizden Ramazan ayına idrak edenler onda oruç tutsun"(2)meallerinde İlâhî buyruğunda belirlenmiştir.
  Oruç,tan yeri ağarmaya başladığı zamandan,güneş batıncaya kadar,ibâdet niyetiyle,yemekten,içmekten,orucu bozan şeylerden nefsi alıkoymaktır.
  Ramazan,içinde Kur'an-ı Kerim'in inmesi,senesinde Kadir gecesinin bulunması ve oruç ayı olması bakımından mübârek bir aydır.Bu ay,günahlarımızın affı,ibâdetlerimizin kabulü ve gönüllerimizin huzuru için İlâhî bir lütuftur.Sevgili Peygamberimiz'in oruçla ilgili şu hadisleri ne kadar anlamlı ve sevindiricidir:
  "Kim Ramazan orucunu imanlı bir gönülle ve mükâfatını Allah'tan bekleyerek tutarsa,geçmiş günahları affolunur."(3),"Oruçlunun iki sevinci vardır.Biri iftar zamanında,diğeri orucu ile bana kavuştuğu zamanda."(4)
  Şüphesiz bu İlâhi rahmete nail olmak için,orucun şekli kadar ruhuna da önem vermeniz gerekir.Zira,oruç bize yemeyi ve içmeyi yasakladığı gibi yalanı,dedikoduyu,çirkin ve kırıcı söz söylemeyi de yasaklamıştır.Allah'ın Resûlü bizi bu konuda mealen şöyle uyarıyor:
  "Kim yalanı,dedikoduyu ve yalanda iş görmeyi bırakmazsa Allah'ın onun yemesini,içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur"(5)
  "Sizden biriniz,oruçlu bulunduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin;Şayet birisi kendisine kötü söyler veya çatarsa,"Ben oruçluyum"desin."(6)
 Oruç tutmakta hem ruh,hem de beden için pek çok fayda vardır.Mümin oruç tutarak Rabbinin emrini yerine getirdiği gibi,orucun hikmet ve güzelliklerinden de yararlanmış olur.
  Oruç,insana,hayatta karşılaşabileceği zorluklara ve kötülüklere karşı iradesine hakim olmayı ve sabretmeyi öğretir.Zira,bir ay oruç tutarak nefsin arzularını yenen insan,Ramazan ayı sonunda da iradesine hakim olarak hayatını sürdürebilir.
  Oruçlu insan,kendi arzusu ile uzak kaldığı nimetlerin değerini daha iyi anlar ve bu nimetleri kendisine bahşeden Yüce Allah'a daha çok şükretmeyi öğrenir.
  Oruç,sosyal adalet fikrini zihinlere ve imanlı gönüllere yerleştirir.Ömründe yokluk görmemiş olanlar,oruçla,açlığı tadarak,kalplerinde yoksullara ve açlara daha çok yardım etme zorunluluğunu hissederler,Fertler arasındaki bu yardımlaşma ise,toplumda sevgi,güven ve beraberliği sağlar.
  Oruç,insan sağlığı yönünden de çok önemlidir.Zira,onbir ay durmadan çalışan hazım organları,gıda rejimi ile Ramazanda dinlenerek maddeten yenilenirler.Nitekim Sevgili Peygamberimiz "Oruç tutunuz ki,sıhhatli olasınız "(7)buyurmuşlardır.
    Oruç,Allah katında enmakbul olan ibâdetlerden biridir.Zira,oruca riya karışmaz.Oruç,yaratanla yaratılan bir sır olduğu gibi,mükâfatı da sır olarak kalmıştır.Bu noktada bir kudsi hadiste meal olarak şöyle buyrulmuştur:
 "İnsan oğlunun her işinin sevabı,on mislinden yediyüz misline kadar artar.Allah Teâla buyuruyor ki:"Ancak oruç böyle değildir.Zirâ o,sırf benim içindir.Onun mükâfatını verecek olan da benim.Kulum ateşli arzularını ve yiyip içmeyi benim için terk ediyor."(8)
  Yazımızı Sevgili Peygamberimiz'in Ramazan'a dair bir hutbesinden bölümler naklederek noktalayalım:
"Ey İnsanlar!Büyük ve mübârek bir ay sizi gölgesi altına almıştır.Öyle bir ay ki,içinde bir aydan daha hayırlısı olan Kadir Gecesi vardır."
 "Allah Teâla,bu mübârek ayın gündüzlerinde orucu farz,gecelerinde nâfile namazı meşrû kıldı."
 "Bu ayda bir hayır yapan,başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevaba nail olur."
 "Bu ayda eda edilen bir tek farz,başka aylarda eda edilen yetmiş farzın yerine geçer.Bu ay,sabretmek,katlanmak ayıdır;sabrın mükâfatı ise Cennet'tir."
 "Bu ay,yardımlaşma,müminin rızkını  genişletme ayıdır.Kim bu ayda oruçluya iftar ettirirse,bu davranışı,onun günahlarının affedilmesine  ve Cehennem'den kurtulmasına vesîle olur.Ayrıca iftar ettirdiği kimsenin kazandığı sevap kadar da Onun payından eksilmemek şartıyla kendisine verilir.
Allah Teâla bu sevabı,oruçluyu bir tadımlık süt,bir hurma tanesi veya bir yudum su ile iftar ettirene de ihsan buyurur."
  "Ramazan ayı evveli rahmet,ortası mağfiret,sonu da cehennem'den kurtuluştur?"
"Kim iftar zamanında bir oruçluya bir içim su verirse,Allah Teâla  Ona benim Havzumdan öyle bir su içirilecektir ki,o kimse Cennet'e girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir."(9)
   Cenab-ı Hak,cümlemizi orucun faziletine erdirsin...


_____________________________________
1-Bakara Sûresi;ayet:183
2-Bakara Sûresi;ayet:185
3-Tecrid-i Sarih Terc. 1/47;Tac Tercemesi,2/95
4-Tac Tercemesi,2/93-94
5-Tecrid-i Sarih Terc.6/253;Riyazü's-Salihîn Tercemesi,2/502
6-Tecrid-i Sarih Terc.6/246
7-Mecmau'z-Zevaid,3/179
8-Müslim,2/807 No:1151;Tac,2/94
9-Et-Terğib Ve't-Terhîb,5/217

Devamını Oku