Cevat Sağlam



27.6.11

MÜMİN ALLAH'IN AZABINDAN KORKAR,RAHMETİNDEN ÜMİTLİ OLUR


MÜMİN ALLAH'IN AZABINDAN KORKAR,RAHMETİNDEN ÜMİTLİ OLUR
   Yüce Mevla'nın hoşnutluğunu kazanmanın sırrı,"hauf ve reca" duygusu içinde kulluk görevlerinin yerine getirilmesindedir.
   Havf,Allah Teâla'nın emirlerine karşı gelmekten korkmak ve sakınmak;reca da Cenab-ı Hak'kın rahmetine ümit bağlamaktır.
   Korku ve ümidi konu alan ayet-i celilelerden bazıları meal olarak şöyledir.
   "(Resûlüm!)Kullarıma,benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir."(1),"De ki:Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım!Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin!Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.Şüphesiz ki O,çok bağışlayan,çok esirgeyendir."(2),"Allah,kendisine karşı (gelmekten)sizi sakındırıyor..."(3)
   Ayet-i Celilelerde açıkça belirtildiği gibi,hem Allah'ın rahmetinden ümitli olmak,hem de azabından korkmak yani korku ve ümit arasında hayat sürdürmek yapılacak en itidalli davranıştır."Mevlâ Kerimdir.O,kimseyi cezalandırmaz;Allah'ın kulun ibâdetlerine ihtiyacı yoktur gibi yanlış fikirler ileri sürerek,kulluk görevlerini yerine getirmeden Allah'tan rahmet beklemek,ilâhi azâbı inkâr olduğu gibi,günahların hiçbir surette affolunmayacağına inanmak da Allah'ın rahmetini inkâr olur.
  Bu noktada şu kudsî ve Nebevî hadisler de ne kadar aydınlatıcı ve sevindiricidir:
   "Ey âdemoğlu Sen bana dua ettikçe ve benden ümitli bulundukça,işlediğin günahları her ne olursa olsun,mağrifet ederim..."(4)"Allah korkusuyla ağlayan kişi,süt,çıktığı meme deliğine girinceye kadar(ki bu hiçbir zaman mümkün olmaz)Cehennem'e girmeyecektir..."(5)
   Korku ve ümit duyguları kişiyi,hem tembellikten kurtarır,hem de inanç,iş,söz ve davranışlarında riyadan,ifrat ve tefritten yani her türlü aşırılıktan uzaklaştırarak itidâle yöneltir.Bir kimse,yalnız kaldığında yanlış iş yapmaktan,günah işlemekten çekinmeyip,başkalarının yanında bunlardan sakınıyorsa,bu tür bir davranış Allah korkusundan çok,suçunu halkın gözünden saklama gayretindendir.Büyük mutasavvıf Bişr-i Hafi Hazretlerinin"Allah korkusu takva sahibi bir kimseden başkasının kalbinde eyleşmeyen bir sultandır"sözü,bu
gerçeğin ne güzel ifadesidir.
   İman,akıl,ilim,marifetullah,ahiret hazırlığı ve azığı gibi konuların Allah korkusuyla ilgisine değinen bazı ayet-i kerimelerin mealleri şöyledir:
   “Kulları içinde ancak âlimler,Allah’tan(gereğince)korkar…”(6),”Ey iman edenler!Allah’tan korkun ve herkes,yarına ne hazırladığına baksın.Allah’tan korkun,çünkü Allah,yaptıklarınızdan haberdardır.Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.Onlar yoldan çıkan kimselerdir.”(7),”(Ey müminler!Ahiret için)azık edinin.Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır.Ey akıl sahipleri!Beden(emirlerime muhalefetten)sakının.(8)
   Unutulmamalıdır ki,ilim,irfan,ibâdet ve dua gibi görevler gaye olmayıp,gayeye ulaştıran birer vasıtadır.Asıl gaye,Allah’tan saygı ile korkmak,O’nun sevgisinden mahrum olma endişesiyle emirlerini yerine getirmek ve koyduğu yasaklardan sakınmaktır.Bu gerçeklerdir ki,”Resulullah’ta sizin için uyulması gerekli güzel örnek vardır”(9)Yüce İlâhî buyruğuna mazhar olan Sevgili Peygamberimiz,Cenab-ı Hak’ka “Ya Rabbî!Faydasız ilimden,korkusuz kalpten,doymayan neftsen ve kabul olunmayan duadan sana sığınıyorum”(10)şeklinde niyazda bulunurlardı.
   Dinî emirleri yerine getirip,faydalı işler yaparak,bunların kabûlünü Cenab-ı Hak’tan ummak ya da hatalı bir iş yaptıktan sonra pişmanlık duyup,tövbe ederek suçunun bağışlanmasını dilemek,dinimizce makbûl bir ümit anlayışıdır.Günahlara devam edip,tövbeye yanaşmayarak bağışlanmayı ummak ise uygun bir davranış biçimi değildir.Bu tür bir hareket,günah bataklığında işine geldiği gibi yaşama arzusunun bir sonucudur.
   Nefsin kötülüklere karşı meyilli olması ve hastalık gibi durumlarda bir kimsenin,kalbinde yaşatacağı korku,ümitten daha fazla olmalıdır.Ancak bu esnada gönlündeki ümit ışığını da söndürmemeye gayret etmelidir.
   Sözün özü,Allah’ın azabından korkmak ve de rahmetinden ümitli olmak insan hayatını mükemmel şekilde düzenleyen duygulardır.Ancak bu noktada itidalli olmak gerekir.Gönlünde yalnız korkuya yer verip ümitle alâkayı kesen kişinin telaş ve ye’s içinde yaşadığı,yalnız ümidi benimseyip kalbinde korkuya yer vermeyen kimsenin de hiçbir iş beceremeyecek şekilde ihmâlkâr olduğu bilinen bir gerçektir.Bize düşen aşırılıklardan uzak kalmak suretiyle korku ve ümit içinde olmaktır.





___________________________________
1-Hicr Sûresi;ayet:49-50
2-Zümer Sûresi;ayet:53
3-Al-i İmran Sûresi;ayet:28
4-Ebû Davûd 2/92
5-Tac Tercemesi,5/366
6-Fatır Sûresi;ayet:28
7-Haşr Sûresi;ayet:18-19
8-Bakara Sûresi;ayet:197
9-Ahzâb Sûresi;ayet:21
   10-Ebû Davûd 2/92,250 Hadis,sf:79
Devamını Oku

İNANAN İNSAN NASIL OLMALIDIR


İNANAN İNSAN NASIL OLMALIDIR
   İnsan,Cenab-ı Hak'kın Kitabında ve Hz.Peygamberin sünnetinde belirlenen hususlara kesin olarak inanmakla mümin olma şerefine erişir.İman,Allah Teâla'nın ve O'nun son elçisinin emirlerine uymayı gerektirir.
  Mümin,yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerinde başta imanını korumalı,bid'at,hurafe ve batıl inançlarla onu zedelememeli,her nimetin Allah'ın bir lütfu olduğunu düşünerek,yardımı ancak O'ndan dilemeli,herkesle iyi geçinmeli,kimseye eziyet etmemeli,güler yüzlü,tatlı sözlü olmalı,kimseye karşı kalbinde düşmanlık ve kin beslememeli,insanlar arasında küskünlüğe ve dargınlığa yol açacak söz,iş ve davranışlardan sakınmalı,başkalarının kusurlarını araştırmamalı,yaymamalı,aksine örtmeye gayret etmelidir.
   Dostları arkalarından savunmak,yaşlılara,bilginlere,takva sahibi kimselere hürmet etmek,çocuklara,düşkünlere şefkat ve merhamet göstermek,rastladığı kimselere selâm vermek,verilen selâma daha güzel bir karşılıkta bulunmak,davete katılmak,hastaları,büyükleri,yakınları,dostları ziyaret etmek,misafirlere mümkün olduğu kadar ikramda bulunmak,yanına gelen din kardeşlerine ayağa kalkıp yer göstermek gibi davranışlar,gerçek müminin özelliklerindendir.
   Mümin,hakkı tavsiye eder,doğru yolu gösterir, imkânı varsa din kardeşlerine maddî ve manevî yardımda bulunur,onlarla sevinç ve kederlerini paylaşır.Hiçbir surette karşılıklı haklara tecavüz sayılacak söz,fiil ve davranışta bulunmaz.Ne maksatla olursa olsun kimseyle alay takmaz,kötü zan beslemez,hased etmez,kendini beğenip başkalarını hor görmez,sert,kaba ve isyankâr olmaz,şeref ve namusa dil uzatmaz.
   Mümin,dünya ve ahirete dengeli çalışır,toplumun düzen ve ahengini bozacak davranışlardan sakınır,işlerinde başarılı olmak için başkalarına danışır ve çok çalışır,kazancını değerlendirir,verdiği sözü tutar,bir sıkıntıya uğradığında sabreder,sahip olduğu nimetlere şükreder,gösterişi ve ikiyüzlülüğü sevmez,ölçülü davranmaya özen gösterir,öfkelenmemeye,öfkesini yenmeye çalışır,ilmi,alimleri,okumayı,öğrenmeyi,bildiğini başkalarına öğretmeyi sever,iftiradan,fitne ve fesattan,intikam almaktan nefret eder,nefsinin kötü isteklerini yerine getirmez.
   İnanan insan,çoluk çocuğunu helâl rızıkla besler.Faiz,tefecilik gibi haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınarak,huzurlu ve faziletli yaşamaya gayret eder.İşlerinde,ibâdetlerinde ve her türlü davranışlarında ihlâslı olur,hak ve adaleti gözetir.Hileyle,yalanla,yalan yeminle,kaçakçılık,istifçilik,karaborsacılıkla,noksan ölçü ve tartıyla kazanç sağlamaya yeltenmez,hırsızlık yapmaz,rüşvet almaz,vermez,rüşvete aracı olmaz,kumardan,fuhuştan,israftan sakınır,maddî ve manevî temizliğe önem verir,bulaşıcı hastalıklardan sakınır;ihtiras,vehim ve geçimsizlik gibi hususlardan nefret eder.
   Mümin,kendisine tevdi edilen mal,can,sır,ırz,namus,devletin emirleri ve vatan menfaatlerini canla başla korur ve bunlara hıyanet etmez.Allah'ıb emaneti olan çocuklarını çağdaş eğitim düzeyinde müspet ilimlerle,millî ve manevî değerlere bağlı olarak yetiştirmeye çalışır,yapamayacağını söylemez,başkalarını hatalarından dolayı tenkit edip aynı hataları kendisi yapmaz,yaptığı bir iyiliği herkese duyurmaya çalışmaz.Bilgi ve becerisini,azim,kararlılık ve Allah'a güven duygusu içerisinde kullanarak görevlerini hakkıyla yerine getirmeye gayret eder.
   Müminler olarak dünyevî ve uhrevî sorumluluklarımızdan bazılarını hatırlattıktan sonra,konuyla ilgili iki ayet-i Kerime'nin yüce meâllerini sunarak yazımızı noktalayalım:
   "...Kim Allah'a inanır ve faydalı iş yaparsa,Allah onu,içinde temelli ve sonsuz kalınacak,içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar.Allah ona gerçekten güzel rızık vermiştir."(1),"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse,işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği Peygamberlerle,dosdoğru olanlar,şehidler ve iyilerle beraberdirler.Onlar ne iyi arkadaştırlar!"(2)





__________________________________
1-Talâk Sûresi;ayet:11
2-Nisa Sûresi;ayet:19
Devamını Oku

11.6.11

KANAATİN TANIMI VE ÖNEMİ



KANAATİN TANIMI VE ÖNEMİ
   Çalışmak,helâlinden kazanmak dinimizin emri olduğu gibi,bütün çabalara ve gayretlere ramen arzulanan miktarda kazanç sağlanmaması durumunda Allah'ın takdirine rıza göstermek de dinimizin emridir.Kanaat,şüphesiz az ile yetinip atâlet içinde yaşamak değildir.Kanaat itidalden ayrılmamak,israftan sakınmaktır.Kanaatten ayrılan bir kimse israfa düşer.İsraf ise kişiyi fakir ve perişan bir halde bırakır.
   Çeşitli sebeplerle herkesin her zaman ihtiyacı kadar gelir elde etmesi mümkün olmayabilir.Fakat giderlerini gelirlerine göre ayarlaması,herkesin her zaman elinde ve iradesinde olsa gerektir.Ekonomik refah,çalışmaya ve kazanmaya bağlı olduğu kadar,kazancı gereksiz yerlere harcamamaya da bağlıdır.Nitekim,
   "İktisat eden,fakir düşmez"(1)meâlindeki hadis-i Şerif gereğince harcamaları gelirine göre ayarlayan kimse,kalb huzuru içinde yaşar.Kendi gelirini gözardı ederek,harcamalarını,başkalarının harcamalarına kıyasla yapan ise,onların yardımına muhtaç duruma düşebilir.Ne yazık ki,günümüzde birçok kimseler,tutumlu davranmayıp en zengin kimseleri taklit etmeye özenerek birçok üzüntü ve sıkıntılara katlanmak durumunda kalıyorlar.
   Oysa insan,Allah'ın verdiğine kanaat edip onunla hayatını tanzim eder,haline şükrederek ahlâklı,faziletli ve kalb huzuru içinde yaşarsa,hem dünya hem de ahiret saadetine erişir.Hz.Peygamber (S.A.V.),bir hadislerinde meâlen:
  "Müslüman olup yetecek kadar malı olan ve Allah'ın verdiğine kanaat eden kimse felah bulmuştur"(2)buyurmuşlardır.
   Başka bir hadis-i Şerif de meâl olarak şöyledir:
  "Sizden (dünyalık bakımından)daha aşağıda olanlara bakın,daha üstün olanlara bakmayın.Bu,Allah'ın size olan nimetlerini küçümsememeye daha çok yöneltir."(3)
   Kanaatkârlık insanı aşırı mal hırsından korur.Haris insan,çalışması sonunda Allah'ın verdiğine kanaat et meyerek daha fazla mal ve servet edinmek için helâl-haram demeyip çeşitli vasıtalara başvurur.Sahip olduğu nimetlere ibâdet ve taatle şükretmez.Çok kere ye'se (ümitsizliğe)düşer;Ümitsizlik ise insanı her türlü felâkete sürükler.O halde hayatımızın güvenliği için hırstan ,hasedden sakınarak kadere razı olmalı ve halimize şükretmeliyiz.
   Sevgili Peygamberimiz,kanaat ve hırsın ruhî tecelliyatına dair bir hadislerinde meâlen şöyle buyuruyor:
   "Allah,bir kuluna hayır murad ederse,onun gönlüne zenginlik ve takvâ verir.Bir kuluna da şer dilediği vakit,fakirliğini iki gözünün önüne getirir."(4)
  
Dinimizde cimriliğin,açgözlülüğün,tembelliğin ve başkasının sırtından geçinmenin yeri yoktur.Müslümana yakışan,el emeğinden yemek ve mümkünse,kazancından ihtiyacı olanları da yararlandırmaktır.Mazeretsiz olarak dilenmenin acı sonucu bir hadis-i Şerifte meâl olarak şöyle bildirilmiştir:
   "Dilenmek,herhangi birinizi o dereceye getirir ki,Kıyamet gününde yüzünde et bulunmadığı halde (iskelet vaziyetinde)Allah'ın huzuruna çıkarır."(5)
 Başka bir hadis-i Şerifte bildirildiğine göre,istemek yalnız şu üç kişi için helâldır:Birincisi,diyet ödemesi gereken ve dinlemek istemeyen kimsenin bu borcu ödeyince kadar başkalarından yardım istemesi;ikincisi,büyük bir kazaya uğrayıp,bütün malı yok olmuş bir kimsenin maişetini yoluna koyacak kadar istemesi;üçüncüsü,bir şahıs son derece fakr-u zarurete düşer de,kavminden aklı başında en az üç kimse onun hakkında"çok fakir kaldı"diye konuşurlarsa,o şahsın geçimini sağlayacak kadar istemesidir.Bunun dışında istekler haramdır ve bunu yiyen şüphesiz haram yemiş olur.(6)   Meşru mazeret olmadan dilemek kadar,imkân olduğu halde,yokluk içinde kıvranan komşulara,yakınlara,yetim,güçsüz ve kimsesizlere yardım etmemek de büyük bir bedbahtlıktır.
   Sözün özü;müslüman,kendine,ailesine,mensup olduğu topluma faydalı olabilmek için,bütün imkânlarına değerlendirerek çalışır.Sonuçta Allah'ın kendisine takdir buyurduğu nimete kanaat eder ve rıza gösterir.Kanaat,Allah'a güvenmenin,sabretmenin,şükretmenin,hamdetmenin,nimete doymanın kaynağı;haksız kazançtan,atâletten,israftan,hasedlikten sakınmanın dayanağı ve gerçek imanın bir gereğidir.
   Yazımızı konuyla ilgili bir hadis-i Şerif meâliyle noktalayalım:
   "Kanaatkâr olunuz.Çünkü kanaat tükenmez bir hazinedir."(7)





_________________________________________
1-Fethu'l-Kebir,3/96
2-Riyazü's-Salihîn,1/555 (Müslim)
3-Tac Tercemesi,5/301
4-250 Hadis,sf:21-22 (Tirmizi)
5-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,1/561
6-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,1/564-565
7-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:258
Devamını Oku

9.6.11

SEVGİNİN YAPAMAYACAĞI İŞ VE AŞAMAYACAĞI ENGEL YOKTUR


SEVGİNİN YAPAMAYACAĞI İŞ VE AŞAMAYACAĞI ENGEL YOKTUR
   İnsan hayatında sevgisinin önemi büyüktür.Sevgi dolu bir kalpte kin,öfke,katılık ve zorbalığa yer olmaz.Ruhları sevgi ile güzelleşen insanlar,birbirlerine kolay kolay darılmaz,kızmaz ve küsmezler.Sevgi insanları olgunlaştırır ve hoşgörülü yapar.Sevgiden nasibini alamayan kimseler,tebessümü,tatlı sözü,iyiliği terkedip,hırçınlığı,kötülüğü,kabalığı seçerek hem kendilerini,hem de ailelerini,arkadaşlarını ve toplumu huzursuz ederler.Sevgi bağları insanlar arasında kardeşliği,yardımlaşmayı,birlik ve beraberliği sağlar,geliştirir ve pekiştirir.Dünya ve ahiret saadeti sevgi yolundan geçer.Sevginin yapamayacağı iş ve aşamayacağı engel yoktur.
  Allah Teâla'yı hakkıyla seven kimse,emir ve yasaklarına uyup,karşılaştığı zorluklara sabrederek O'nun sevgisine erişir.
   Cenab-ı Hak,mümin kullarını sevdiği gibi onlara da birbirlerini sevdirir.Birbirlerini seven ve birbirine bağlı müminler hadis-i Şerifte meâlen,"taşları birbirine kenetli duvara benzetilmiştir."(1)
   Peygamber sevgisi,kişiyi Resul-i Ekrem'in sünnetine yöneltir ve Allah'ın izniyle O'nun şefaatine mazhar olmasına vesile olur.Hz.Peygambere uymakla Allah'ın sevgisini kazanma şerefine erişebileceği bir ayet-i Kerimede meâl olarak şöyle belirlenmiştir:
   "(Resûlüm!)De ki:Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir."(2)
   Resûl-i Ekrem'e uymanın ve O'nu canından da daha çok sevmenin bahtiyarlığına  eren sahabî Zeyd bin Desine (R.A.),kendisini şehid etmek üzere götüren kimsenin:"Ne dersin,keşke senin yerinde sizi putlara tapmaktan men eden Muhammed (S.A.V.) bulunsaydı da,seni şimdi çocuklarının yanına gönderseydik ister miydin?" sözlerine  "İstemem vallahi!...Ben testere ile kesilmeye razıyım,fakat Resûlüllah'ın ayağına en küçük bir tikenin batmasına razı değilim"şeklinde karşılık verir.(3)
   Ana baba sevgisi,insanı ebeveyninin hizmetine koşturarak onların rızasını kazandırır.
 Evlât sevgisi ana babayı birçok zorluklara katlandırarak,çocuklarını topluma faydalı birer fert olarak yetiştirme bahtiyarlığına erdirir.
   Vatan sevgisi,insanı,onu koruma ve yüceltme uğruna en üstün makam olan şehitlik mertebesine ulaştırır.
Mü'minleri sevmek kişiyi,gerçek imana,kâmil iman ise,Cennet'e ulaştırır.Nitekim hadis-i Şerifte meâlen:
   "İman etmedikçe Cennet'e giremezsiniz,birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız."(4)buyrulmuştur.
   Gerçek bu olunca eş dost,arkadaş,hısım akraba,konu komşu gibi kendileriyle ilişkimiz olan herkesi sevip imanımızı kemâle erdirerek dünyada da ahirette de huzur ve güven içinde olmaya gayret etmeliyiz.Unutulmamalıdır ki insanlar arasında sevgi olmayınca onun adına yapılan her şey sadece gösterişten ibaret kalır.Kişinin gizli yerlerdeki davranışları gerçek karakterini yansıtır.Temelinde sevgi ve samimiyet olanlar böyle zamanlarda daha bir güzelleşir.Sevgiden ve samimiyetten nasibini alamayan ikiyüzlüler daha da çirkinleşirler.
   Sevgi sözcüğü tarihin her devrinde birçok şiir,hikâye ve nesirlere konu olduğu gibi,onun sık sık istismar edildiği de görülmüştür.Bu bağlamda çok ibret verici tarihî bir olayı hatırlatmak isterim:
   "Sultan dördüncü Murat,Hacı Bayram Veli'yi çok sever ve sayar,müritlerinden vergi almazdı.Fakat gün geçtikçe müritlerin adedi o kadar fazlalaşırki,bu kadar kişiden vergi alınmaması devlet hazinesine zarar vermeye başlar.Bunun üzerine dördüncü Murat Hacı Bayram'a ne kadar müridi olduğunu sorar.Hacı Bayram Veli,bütün müritlerini ziyafete  çağırır ve toplanan büyük kalabalığın  arasına elinde bir satırla çıkarak"Gerçek müritlerim beri çıksın,onları Allah'a kurban edeceğim"der.Bütün topluluğu sessizlik hakim olduğu o anda ileriye çıkan bir kadınla bir erkek çadıra alınırlar.Önceden hazırlanan plân gereği çadır içerisinde kesilen koyunun kanı dışarı akıtıldığında,topluluk erkekle kadının kesildiğini sanarak hemen dağılır.Bunun üzerine Hacı Bayram Veli,Sultan dördüncü Murat'a bütün müritlerinin bir erkekle bir kadından ibâret olduğunu bildirir."Bu olaydan alınacak çok ders olsa gerektir.
   Sevgi insanlar için olduğu gibi diğer canlılar için de geçerlidir.Allah Resûlünün,yavrularını bıraktığı yuvada bulamadığı için çırpınan,oraya buraya koşan ana kuşun haline çok üzüldüğü ve yuvadan yavruları alan kimseye ikazda bulunduğu haber verilmiştir.
   Yazımızı konuyla ilgili bir ayet-i Celile ve hadis-i şerifle noktalayalım.Ayet-i Kerime meâl olarak şöyle:
   "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere sevgi beslediklerini görmezsin;hatta olar babaları,oğulları,kardeşleri ya da görmezsin;hatta olar babaları,oğulları,kardeşleri ya da akrabaları olsa bile..."(5)Hadis-i Şerif meâli de şöyle:
   "Din kardeşine sevgiyle bakan kimseyi Allah bağışlar(günahlarını affeder.)"(6)               


____________________________
1-Tecrid-i Sarih Terc.12/134
2-Al-i İmran Sûresi;ayet:31
3-Ahmet Bin Hanbel'in Müsnedi,1/167
4-Tac Tercemesi,5/433
5-Mücadele Sûresi;ayet:22
6-Camiu's-Sağir,2/182
Devamını Oku

BİD'ATLERDEN KORUNMANIN ÖNEMİ


BİD'ATLERDEN KORUNMANIN ÖNEMİ
   Yüce dinimizin ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim,Allah Teâla tarafından Sevgili Peygamberimiz'e yaklaşık yirmi üç yıl bir zaman içinde parça parça indirilmiş,gelen ayetler Resul-i Ekrem tarafından özel kâtiplere yazdırılmıştır,Hz.Peygamber'e geldiği gibi hiç değişmeden bize kadar ulaşmıştır.
   Dinimizin ikinci kaynağı,Resul-i Ekrem'in sünnetirdir.Sünnet Kur'an-ı Kerim'i açıklar,onun emir ve yasaklarının uygulama şeklini gösterir,ayrıca dinî hükümleri ihtiva eder.Hz.Peygamber'in sünnetine uymak Allah'ın emridir.Nitekim bir ayet-i Celile'de meâlen:
   "Peygamber size ne veriyorsa onu alın,size ne yasakladıysa ondan da sakının.Allah'tan korkun.Çünkü Allah'ın azabı çetindir"(1)buyrulmuştur.
   Bize düşen görev Kur'an ve sünnette bildirilen emir ve yasaklara uymaktır.Çünkü Kitap ve sünnetin dışına çıkarak bazı şeyleri dine ilâve etmek "bid'at"tır.Bu ilâve etme gayreti,daha çok ibâdet etmiş olmak,daha iyisini yapmak gibi bir gayeye yönelik olsa da sonucu değiştirmez.Zira Allah'ın emrettiği ve peygamber'in bildirdiği,her şeyden güzel ve de üstünüdür.Yüce Rabbimiz bir ayet-i Kerimesinde meâlen:
   "Bugün size dininizi ikmal ettim,üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim."(2)buyurarak dinini eksik bırakmadığını bildirmişlerdir.
   Bazı sahabîler toplanarak gündüzleri devamlı oruç tutmak,geceleri uyumadan namaz kılmak,kadınlarının yanına gitmemek,et yememek ve eski püskü elbiseler giymek suretiyle kalan ömürlerini geçirmeye karar vermişlerdi.Resul-i Ekrem durumu haber alınca yanlarına geldi ve şöyle buyurdu:
   "Ben böyle bir kulluk şekli ile emrolunmadım.Vücut ve nefislerinizin sizde hakkı vardır.Oruç tutup namaz kılın,fakat aynı zamanda orucunuzu açıp yeyin ve uyuyun.Ben namaz kılar ve uyurum,oruç tutar iftar ederim,et yerim ve kadınlarıma yaklaşırım;benim yolumdan çıkan benden değildir."(3)İşte bu hadise üzerine şu ayetler gelmiştir:
  "Ey iman edenler!Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize)haram kılmayan ve sınırı aşmayan.Allah sınırı aşanları sevmez","Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun."(4)
   Unutulmamalıdır ki,herhangi bir davranışın ve anlayışın dinî yönü olmadıkça,sonradan çıkmış olsa da bid'atla alâkası yoktur.Bir hadis-i Şerifte meâlen"Hikmet müminin kaybolmuş malıdır;nerede bulursa onu almağa o,herkesten daha lâyıktır"(5)buyrularak müslümanlar ilim,fen ve teknikte yeni buluşlara çağrılmışlardır.
   Ayet ve hadislerde emir ve yasak olarak temas edilmediği halde,sonradan ortaya çıkarılarak inanç,ibâdet,sevap ve günah şeklinde dine katılan fikir ve davranışlar kötü bid'attır.Örneğin:Horozu kurban niyetiyle kesmek,türbelere kurban ve mum adamak,ölünün başında mum yakmak gibi...
   Sevap için Kur'an-ı Kerim'i okumak bir ibâdettir.Bunun ölülere ücret karşılığı okunamayacağı,kitap,sünnet,icma ve kıyas delilleriyle sabittir.
   Kur'an-ı Kerim delili:"Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın"(6)meâlindeki ayet-i Celiledir.
   İcma delili::"Ümmet ittifak etmiştir ki sevap ancak niyet ile elde edilebilir.Niyet,insanı işi işlemeye yöneltir.Ücretle Kur'an okumada gaye,maddî kazanç sağlamaktır.Burada Allah rızası söz konusu olmadığına göre sevap da yoktur.Olmayan şey satılamaz"şeklindeki ictihaddır.
   Sünnet delili:"Kur'an-ı Kerim'i okuyun,fakat onunla kazanıp yemeyin"hadis-i şerifidir.
   Kıyas delili ise şöyledir:"Kur'an-ı Kerim'i okumak,namaz,oruç gibi bedenî bir ibâdettir.Bunları para karşılığında yaptırmak caiz olmadığı gibi,onu da yaptırmak caiz değildir."(7)
   Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde bid'atlere karşı ümmetini şöyle uyarmaktadır:
   "Muhakkak sözün en doğrusu Allah'ın kitabı;yolun en güzeli de Muhammed (S.A.V.)'in yoludur.İşlerin en kötüsü (dinde olmayıp)yeni yeni türetilen işlerdir.Her yeni tüketilen şey bid'at,her sapıklığın yeri de Cehennemdir."(8)
   Hz.Peygamber'in ümmetime örnek teşkil eden vasfı ile tabiî ve beşerî olan davranışları sünnet olma yönünden aynı değildir.Sunacağım örnek O'nun inanç ve ibâdet mefhumu dışında kalan,dünya hayatıyla ilgili konulardaki fikir ve kanaatinin bağlayıcı olmadığının açık bir belgesidir:
   Resul-i Ekrem hurmayı tohumlama konusunda fikrini açıklamış,bunu duyanlar Hz.Peygamber'in bu fikrini,dinî (peygamberlik vasfına bağlı)bir talimat zannıyla aynen uygulamışlardı.Netice müsbet olmayınca durum durum kendilerine arzedilmişti.Bunun üzerine Allah Elçisi:
   "Ben ancak bir beşerim.Size dininizden olan bir şeyi emredersem onu yapın,rey ve kanaatimden bir şeyi emredersem ben ancak bir beşerim"(9)buyurmuşlardır.
   Sözün özü;gaye,manevî veya maddî bir kazanç sağlamak olsun ya da olmasın,dinde olmayan şeyleri inanç,ibâdet,sevap ve günah şeklinde dine katmak bid'attır.Fen ve teknik gibi dinin inanç ve ibâdet bölümlerine girmeyen konuların bid'atla alâkası yoktur.Bid'at sınırına dikkat etmek her müslümanın görevleri arasındadır.Zira,bu sınırın berisi helâl,ötesi haramdır.



__________________________________
1-Haşr Sûresi;ayet:7
2-Mâide Sûresi;ayet:3
3-Riyazü's-Salihin Tercemesi,1/176
4-Mâide Sûresi;ayet:87-88
5-Tac Tercemesi,1/98
6-Mâide Sûresi;ayet:44
7-İslâm'ın ışığında günün meseleleri,1/115
8-Tac Tercemesi,1/64
9-Kâzi Baydavî,1/140

Devamını Oku

3.6.11

NİMETİN TANIMI VE ÖNEMİ


NİMETİN TANIMI VE ÖNEMİ
   Yapılan bir işin Allah katındaki değeri, o yapılmasındaki niyete bağlıdır.Niyet,bir şeyi yapmayı kalben kastetmektir.Niyetin makbulü,işin veya amelin hemen başlangıcında yapılanıdır.Ancak başlangıçta yapılması mümkün olmayan durumlarda niyet amelden önceki zamanda da olabilir.Namaz,zekât,hac ve oruç gibi görevlerin makbul olması için niyet şarttır.Bu noktada Kur'an-i Kerim'de meâl olarak:
   "(Resûlüm!)Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik.O halde sen de dini Allah'a has kılarak kulluk et."(1)buyrulmuştur.
  Hz.Ömer'den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem(S.A.V.),Medine'ye hicret etmiş olan müslüman bir kadınla evlenmek maksadıyla Medine'ye hicret eden bir adamın hicretini muteber saymamış,
   "Kim allah için hicret etmişse,hicreti allah içindir.Kim dünya (nimetine)veya nikahlayacağı kadına ulaşmak niyeti ile hicret etmişse hicreti onlardan birinedir."(2)buyurmuşlardır.
   Niyetle ilgili bir hadis-i şerifi Maan(R.A.)'şöyle rivayet ediyor:
"Babam,mescidde sadaka olarak dağıtılmak üzere bir adamın yanına bir kaç dinar bırakmıştı.Ben o paraları aldım ve babamın yanına geldim(durumu anlattım).Babam "Vallahi bunların sana verilmesini niyet etmedim"dedi.Ben de babamı Resulüllah'a şikâyet ettim.Bunun üzerine Resul-i Ekrem,babama "Niyetinin sevabı sana;Ey Maan!Aldığın paralar da sana"buyurdu"(3)Böylece Resul-i Ekrem,Maan'ın ihtiyacı olduğunu bildiği için,bu parayı almasında bir sakınca olmadığını,babasının niyeti de başkasına sadaka vermek olduğundan,sadaka sevabı kazanacağını bildirmişlerdir.
   İbâdet ve dindarlığın en makbul olanı,gösterişten uzak,sırf Allah için yapılanıdır.Zira,Hak Tealâ ancak kendisi için yapılan ibâdet ve iyiliği kabul eder.Desinler,görsünler,övsünler gibi niyet ve düşüncelerle iş yapanların acı sonları bir hadis-i şerifte meâl olarak şöyle açıklanmıştır:
   "Kıyamet gününde üç kişi ilk olarak sorguya çekilir.Birincisi;cihad(savaş)esnasında ölen kimsedir ki,Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilmiş olan nimetleri önüne sürer.O da,bunlara nail olduğunu itiraf eder.Bunun üzerine Allah (C.C.)kendisine "Bu mazhar olduğun nimetler içinde ne yaptın?"diye sorar.O da:"Senin yolunda şehid oluncaya kadar savaştım"cevabını verir.Allahu Teâla:"Yalan söylüyorsun;sen (yiğit)desinler diye savaştın ve sana yiğit dediler de"der.Sonra meleklerin kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek Cehennem'e atılır."
   "İkincisi;ilim tahsil edip bunu başkasına öğreten ve Kur'an okuyan kimsedir ki,bu da Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilmiş olan nimetleri bir bir sayar ve önüne sürer.O da "Evet,verildi"diye tasdik eder.Ve Allah Teâla kendisine:"Bu elde ettiğin nimetler içinde ne yaptın?diye sorar.O da:"İlim tahsil ettim,ilmi başkasına öğrettim ve Senin rızan için Kur'an okudum"karşılığında bulunur.Allah Teâla kendisine:"Yalan söylüyorsun,sen ilmi,(Âlimdir)desinler diye öğrendin.Kur'an'ı da (Güzel Kur'an okuyan kişidir)desinler diye okudun.Ve sana böyle dediler de"der.Sonra meleklere kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek Cehennem'e atılır."
   "Üçüncüsü de;Allah'ın kendisine bolluk verdiği,malların her çeşidini ihsan ettiği kimselerdir ki,Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilen nimetleri karşısına çıkarır.O da bütün bunların kendisine verildiğini kabul eder ve Allah Teâlâ kendisine:"Şu elde ettiğin nimetlerle ne yaptın?der.O da:"verilmesini arzu ettiğin ne kadar yer varsa,hep o yerlerde ve o yolda dağıttım"cevabını verir.Hak Teâlâ "Yalan söylüyorsun.Sen bütün bunları kendine(ne cömert adam!)dedirtmek için yaptın.Ve sana böyle dediler de"der.Sonra meleklere onu almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek Cehennem'e atılır."(4)
   Evet,gösteriş için yapılan amellerin sonuçları böyledir.Buna karşılık halis bir niyetle,"Gece namaz kılarken uykuya dalan kimseye allah Teâlâ,kılmakta olduğu namazın sevabını verdiği gibi,uykusunu da sadaka yerine sayar."(5)
   Gösteriş için yapılan iyi işlerden dolayı sevaba nail olunamayacağı gibi,iyi niyet de haramı meşru kılmaz.Zira,İslâmiyet'te "Vasıtalar da gaye gibi meşru olacaktır"prensibi vardır.Meselâ:Cami,okul,hastahane ve benzerlerini kurmak niyetiyle de olsa,dinimizde kumar oynamaya,hırsızlık yapmaya müsade yoktur.
   Bir müslüman,kendisinden İslâm'ı kaldıracak bir davranışa girerse dinden çıkar.Fakat bu hususta niyet ve maksat önemlidir.Kişinin bilgisizlik sebebiyle veya hataen imanına ters düşen davranışları  mazur sayılabilir.Nitekim Kur'an-ı Kerim'de meâl olarak:
   "Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok;fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır.Allah bağışlayıcıdır,esirgeyicidir."(6)buyrulmuştur.
   Yazımı konuyla ilgili bir hadis-i şerif meâliyle noktalıyorum:
   "Temiz bir kalp ile,şehid olmayı Allah'tan dileyen kimseyi Hak Teâlâ,rahat yatağında ölse dahî,şehitler mertebesine ulaştırır."(7)



______________________________________
1-Zümer Sûresi;ayet:2
2-Tac Tercemesi,1/77
3-Tac Tercemesi,1/83-84
4-Tac Tercemesi,1/89
5-Tac Tercemesi,1/85
6-Ahzab Sûresi;ayet:5
7-Tac Tercemesi,1/85
Devamını Oku

19.5.11

İSLÂM EVRENSEL BİR DİNDİR


İSLÂM EVRENSEL BİR DİNDİR
   Cenab-ı Allah,tarihin her devrinde insanlara,aralarında seçtiği peygamberleri vasıtasıyla doğru yolu göstermiş,dünya ve ahiret mutlulukları için yapmaları ve de yapmamaları gereken hususları bildirmiştir.Önceki Peygamberler,bir kavme,bir topluma veya bir millete elçi gönderildikleri halde,Peygamberler zincirinin son halkasını teşkil eden Sevgili Peygamberimiz,kendi peygamberliğinden başlayıp Kıyamet'e kadar gelip geçecek,bütün insanlara ve milletlere elçi olarak gönderilmiştir.Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de:
   "Ey Muhammed!Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik;fakat insanların çoğu bunu bilmez"(1)meâlinde belirlenmiştir.
   Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde,evrensel peygamberlik de dahil,Cenab-ı Hakk'ın yalnız kendisine lütfetmiş olduğu beş hususu şöyle haber veriyor.
   "Benden önce hiçbir kimseye verilmedik(şu)beş şey bana verilmiştir.Bir aylık mesafeye kadar (düşmanlarımın kalbine)korku(salmak sureti)ile yardım olundum.Yer(yüzü)bana namazgah ve taharet sebebi yani teyemmümle abdestsizlik  halini giderici kılındı.Onun için ümmetinden namaz vaktine erişen kimse,namazını kılıversin.Ganimet malları benden önce hiç kimseye helâl olmadığı halde,bana helâl kılındı.Bana (büyük ve özel) şefaat verildi.Bir de her Peygamber yalnız kendi kavmine elçi olarak gönderildiği halde,ben bütün insanlara elçi olarak gönderildim."(2)
   Hazreti Peygamber, "İman nedir?"sorusuna cevaben:
   "İman,Allah'a,meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine ahiret gününe ve hayır ile şerrin Allah'ın takdiri ile olduğuna inanmandır"buyurmuş;"İslâm nedir?"sorusunu da:"İslâm,Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (A.S.),in Allah'ın son elçisi olduğuna şehadet etmen,namazı usulüne uygun kılman,zekât ödemen,ramazan orucunu tutman ve (yoluna gücün)yetiyorsa) Kâbê'yi hac etmendir"(3)meâlinde cevaplamışlardır.
  Tevrat ve incilde,Son Peygamber Hz.Muhammed'den bahsedilmekte,O'nun ismi ve bazı sıfatları anlatılmaktadır.Bu sebeple ve Kur'an-ı Kerim'i tanımaları gerektiğine yüce kitabımızda şöyle işaret edilmiştir:
   "Ey ehl-i Kitap!Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?."(4),"Elinizdekini (Tevratın aslını)tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a)iman edin.Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın!Ayetlerimi az bir karşılık ile satmayın,yalnız benden(Benim azabımdan)."(5)korkun.
   Kur'an-ı Kerim,uygulamaya konulduğu tarihten kıyamete kadar gelip geçecek buluğ çağına gelmiş,aklı başında olan bütün insanların kendisine ve tebliğcisi Resul-i Ekrem'e itaat edip uymalarını bazı ayetlerde şu meâlde bildirmektedir:
   "Allah nezdinde hak din İslâm'dır","Kim,İslâmdan başka bir din ararsa,bilsin ki kendisinden (böyle bir din)asla kabul edilmeyecek ve o,ahirette ziyan edenlerden olacaktır."(7),Bu gün size dininizi ikmal ettim,üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim."(8),"Peygambere itaat eden allah'a itaat etmiş olur.Kim yüz çevirirse bilsin ki,biz seni onlara bekçi göndermedik."(9)
  Demek oluyor ki Sevgili Peygamberimiz geldikten sonra O'nun Peygamberliğinden haberdar olan herkes,O'na ve O'na indirilen Kur'an-ı Kerim'e iman etmekle sorumludur.Resûl-i Ekrem'in yahudilik ve hristiyanlık gibi herhangi bir İlâhî dine mensup olsun ya da olmasın bütün insanlara,kavimlere,milletlere gönderilen Allah'ın son Elçisi olduğunu ve Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın son kitabı olup,herkesin onun emir ve yasaklarına uymakla yükümlü bulunduğunu kabul etmeyen bir kimse,iman etmiş sayılmaz.
   Bunun gibi,Resûl-i Ekrem'in bir Peygamber,Kur'an-ı Kerim'in de İlâhî bir kitap olduğuna inanmakla birlikte,kendisini başka bir dinin mensubu sayarak,Hz.Peygambere ve Kur'an'ın hükümlerine uymayan  da mümin olamaz.Zira,Resûl-i Ekrem'e gönderilen dinden başka artık hak din yoktur ki,kişi onun dışındaki hükmü kalmamış ya da batıl herhangi bir dine bağlanıp,onu hak din kabul etsin de doğru yolda olabilsin ve kurtuluşa erebilsin.
   Gerçek bu iken,bazı insanların,toplumların ve milletlerin,Allah katında yegane gerçek din olan islâm'dan uzak kalmalarının ve yaşamalarının sırrı,"Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı;fakat O,dilediğini saptırır,dilediğini de doğru yola iletir..."(10)meâlindeki yüce İlâhî buyruğun bir tecellisi olsa gerekir.
   Bize düşen müslüman olduğumuza şükrederek dinimizin esaslarını,emir ve yasaklarını iyi öğrenip,onlara uygun bir tarzda yaşayarak dünya ve ahiret saadetini elde etmeye çalışmaktır.



________________________________
1-Sebe Sûresi;ayet:28
2-Tecrid-i Sarih Terc.2/245
3-Tac Tercemesi;1/133
4-Al-i İmran Sûresi;ayet:71
5-Bakara Sûresi;ayet:41
6-Al-i İmran Sûresi;ayet:19
7-Al-i İmran Sûresi;ayet:85
8-Maide Sûresi;ayet:3
9-Nisa Sûresi;ayet:80
10-Nahl Sûresi;ayet:93
Devamını Oku

29.4.11

ŞEFAAT VE ŞEFAAT EDİCİLER


ŞEFAAT VE ŞEFAAT EDİCİLER
   Şefaat sözcüğü,birine arka çıkma ya da yardıma muhtaç,korunmaya lâyık olan kimsenin affını dileme ve iyiliğine çalışma manalarına gelir.
   İnsanın dünyada olduğu gibi,ahiret hayatında da kendi güç ve selahiyetlerini aşan işlerde şefaat ihtiyacı olarak;hatta bu ihtiyacı,ahiret hayatında çok daha fazla hissedecektir.
   Her şeyi bir sebep ve vasıtaya bağlamış olan Cenab-ı Hak müminlere,yüce emirlerine ters düşmeyen,dünya hayatıyla ilgili hususlarda,bazı suç ve suçluların affı için şefaatte bulunmayı meşru kılmıştır.Ahiret hayatında yapılacak şefaat ise,"İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir?"(1)ayet-i Celilesinde belirlendiği gibi,Yüce Allah'ın iznine bağlı bulunmaktır.
   Bütün günahlardan korunmuş olan Resul-i Ekrem (S.A.V),günde yetmiş defadan fazla tövbe-i İstiğfarda bulunur,farz namazlar dışında geceleri de kalkıp nafile namazı ve kendisine vacip olan teheccüd namazı kılar,şahsı ve ümmeti için Rabbine dua ve niyazda bulunurdu.Sahabe-i Kiram,ibâdet ve taatteki örnek davranışlarıyla Hz.Peygamber'in
   Ashabımı bana bırakınız,Nefsim yedi kudretinde olan Allahu Teâlaya yemin ederim ki,eğer siz Uhud dağı kadar altın infak edecek olursanız onların amellerine erişemezsiniz"(2)meâlindeki yüce övgüsüne mazhar olmuşlardır.
İnsanlığa bir şahit,müjdeleyici,uyarıcı,Allah'ın izniyle,bir davetçi ve nûr saçan bir kandil(4)olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz,Cenab-ı Hak'kın izniyle(3)Kıyamet gününde kendi ümmeti başta olmak üzere her ümmet ve bütün beşeriyet için şefaatte bulunacaktır.Mahşer halkının hesaplarının çabuk görülüp çok uzun ve üzücü bir bekleyişten kurtarılması ve rahata kavuşturulması maksadıyla gerçekleştirilecek bu şefaate"Şefâat-i Kübra"yani büyük şefaat denirAbdullah İbn-i Ömer(R.A.)'dan rivayet edildiğine göre,
   "Kıyamet günü insanlar küme küme,her ümmet Peygamberinin peşinde(ileri,geri)dönüştürürler(ve büyük Peygamberlere)ey falan şefaat et,ey falan şefaat et,derler.En son şefaat dilediği Nebî(S.A.V.)'e erişip nihayet bulur.Bu şefaat vakıası Allahu Tealâ'nın Peygamberleri Muahmmed Mustafa'yı Makam-ı Mahmud'a gönderdiği gün vuku bulur(ve herkes o gün Muhammed Mustafa'yı tebcil eder.)"(4)Hadis-i şerifte geçen "Makam-ı Mahmud":Kıyamet günü bütün Peygamberler ve ermişlerin toplanacağı mahalde Sevgili Peygamberimizin yeridir.(5)
   Allahu Tealâ,Sevgili Peygamberimize ümmetinin yarısının Cennet'e girmesiyle onlara şefaat etme selahiyeti arasında bir tercih hakkı tanımış,Allah Elçisi de şefaat daha umumi ve yeterli bir kurtarma şekli olduğundan onu tercih etmiştir.(6)
   Cenab-ı Hak'kın lütfettiği bu şefaat izniyle sevgili Peygamberimiz,sözü geçen büyük şefaatten sonra kendi ümmetinden zerre kadar imanı bulunanların affı,Cehennem azâbını haketmiş bazı kimselerin ateşe girmemeleri ve bazılarının azâblarının hafif olması veya Cehennem'den bir an evvel çıkması,bazı kimselerin hesaba çekilmeden Cennet'e konulması,Cennet ehlinden bazılarının derecelerinin yükseltilmesi ve ehl-i Beyt'i sevenlerin bağışlanması için Yüce Mevlâ'dan dua ve niyazda bulunacak ve Resûlüllah'ın bu dua ve niyazı kabul edilecektir.
  Resûl-i Ekrem'in şefâatine inanmayanlarla,Allah'a şirk koşmış olarak ölenlerin şefaate nail olamayacaklarını belirten hadislerden meal olarak şöyledir:
   "Kıyamet günü şefaatim hak(ve sabit)tır.Kim buna iman etmezse,şefaatime ehil olmayacaktır."(7),"Her Peygamberin kabul olunması kesin olan bir duası vardır.Her Peygamber de bu duasını dünyada yapmakta acele göstermiştir.Ben ise duamı Kıyamet gününe ümmetime şefaat olmak üzere tehir ettim.Ümmetimden Allah'a bir şey şirk koşmadan ölen herkes,inşaallah ona nail olacaktır."(8)
   Kıyamet günü Cenab-ı Hak'kın,her peygambere kendi ümmetine şefaat etme izni vereceği,alimlerin,şehidlerin,ehl-i Beyt'in,Kur'an-ı Kerim'in,henüz erginlik çağına gelmeden vefat eden çocukların da,Cenab-ı Allah'ın izniyle şefaat edecekler arasında bulunduğu bazı hadis-i Şeriflerde bildirilmiştir.
   Ümmet, olmakla iftihar ettiğimiz Sevgili Peygamberimizin örnek hayatından ibret almak,sünnetine tabi olmak,O'nun şefaatine mazhar kılması için Yüce Mevlâ'ya niyazda bulunmak önde gelen görevlerimizdendir.Zira,Allahu Tealâ'nın sevgisine erişebilmek,O Yüce Mevlâ'nın sonsuz rahmetini ve kullarına olan buyruklarını yansıtan,kanunlarını haber veren,O'nu kullarına tanıtan,kulluk görevlerinin anlamını ve ölçüsünü belleten Hz.Peygamber'e tabi olmakla mümkün olabileceklerdir.(9)
   Yazımı konu ile ilgili bir ayet-i Kerime meâliyle noktalıyorum:
   "Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki,sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.O,size çok düşkün,müminlere karşı çok şefkatlidir,merhametlidir."(10)
   Cenab-ı Hak,cümlemizi rızasına ve Sevgili Peygamberimiz'in şefâatine nail kılsın!...





___________________________________
1-Bakara Sûresi;ayet:255
2-Kenzü'l-İrfan,sh:45
3-Ahzâb Sûresi;ayet:45-46
4-Tecrid-i Sarih Terc.11/128
5-M.Nihat Özön,sf:425
6-İbn-i Mace,2/1441
7-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:142
8-Tac Tercemesi,3/463
9-Al-i İmran Sûresi;ayet:31
10-Tevbe Sûresi;ayet:128
Devamını Oku

KUR'AN-İ KERİM'İ OKUMANIN VE OKUTMANIN FAZİLETİ


KUR'AN-İ KERİM'İ OKUMANIN VE OKUTMANIN FAZİLETİ
   Cenab-ı Hak'kın Cebrail(A.S.)vasıtasıyla son elçisi Hz.Muhammed (S.A.V.)'e gönderdiği Kur'an-ı Kerim,müminler için ilâhi bir rehberdir.İslâmiyetten önce her türlü medeniyetten,faziletten uzak bir şekilde yaşayan;putlara,taşlara,ağaçlara,yıldızlara,hayvanlara tapan kimseler,Kur'an-ı Kerim'in indirilmesiyle O'na gönül vermeleri sayesinde,içinde bulundukları cehalet ve sapıklıktan kurtulup doğru yola girmişlerdir.
   Kur'an-ı Kerim,içinde okunduğu evleri aydınlatır ve kendisine bağlı olan kalpleri ferahlatır.Sevgili Peygamberimiz,
   "İkametgâhlarınızı namaz ile,Kur'an-ı Kerim'i okumakla nurlandırınız"(1),"Zihninde Kur'an'dan bir şey olmayan kimse harâb bir ev gibidir."(2)meâlindeki hadisleriyle müminleri bu manevî güneşten yararlanmaya çağırmıştır.
   Kur'an-ı Kerim'e hizmet etmek,onu okumak ve hıfzetmek insanı saadete eriştirir.Nitekim Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde,Kur'an okuyup ezberleyen ve emirlerine uygun olarak yaşayan bir kimsenin Cennet'e konulacağını ve ailesinden Cehennem'i hak etmiş olan on kişiye Allah'ın izniyle şefaat edebileceğini bildirmişlerdir.(3)Başka bir hadis-i şerifte,Kur'an-ı ezberleyerek açık seçik okuyan kimse,fazilet bakımından vahiy getiren meleklere benzetilmiş,hıfzı olmayıp zorlanarak Kur'an okuyan kimsenin de biri Kur'an okuma,diğeri okurken çektiği zorluk karşılığı olarak iki sevap kazanacağı bildirilmiştir.(4)
   Kur'an-i Kerim'i öğrenmek ve okumak kadar onu başkalarına öğretmek de,Allah katında değer kazanmaya vesîle olacak faziletli bir iş ve görevdir.Allah Elçisinin,"Sizin hayırlınız Kur'an öğrenen ve öğretendir"(5)meâlindeki buyruklarına uyarak Kur'an-ı Kerim'i hem kendimiz okumalı,hem de başta ev halkımız olmak üzere başkalarına da okutmaya gayret etmeliyiz.Unutmamalıyız ki,ölümünden sonra da amel defterine ecir ve sevap yazılacağı hadis-i şerifte bildirilen dört kimseden birisi,bu dünyadan göçtükten sonra da öğrettiği ilimle amel edilen kimsedir.(6)
  Ezberlenen Kur'an ayetleri sık sık tekrarlanarak akılda tutulmalıdır.Uzun bir zaman ve emek harcayarak elde edilen hıfzı,daha da pekiştirecek yerde unutmak büyük bir kayıptır.Sevgili Peygamberimiz,bu noktada:
   "Kur'anı ezberlemiş olan kimse,devesi bağlı olan adama benzer.Adam,devesine bakar,onunla alâkadar olursa,devesi durur.Başıboş bırakılırsa kaçıp gider"(7)buyurarak ezberlenen ya da öğrenilen Kur'an ayetlerinin unutulmaması için gayret edilmesi gerektiğini açıklamışlardır.
   Kur'an-ı Kerim'i okuyacak kimse vücudunu,elbisesini,kalbini her türlü kirden,meşguliyetten temizlemeli;abdest alıp,mümkünse kıbleye yönelerek saygılı bir şekilde ahenkli,açık-seçik,her harfi ve kelimeyi yerli yerinde okumalıdır.Okurken tecvid ilminde belirlenen okuma kurallarının dışına çıkmadan sesi güzelleştirmek müstehaptır.Buna uymayarak teganni yapmak ise mekruh,hatta bazı görüşlere göre haramdır.(8)
   Kur'an-i Kerim'i yüzüne bakarak okumanın fazileti büyüktür.Zira,böylece okuyucu ayet-i kerimeleri hatasız okuyabileceği gibi manalarını da düşünme imkânı bulabilecektir.(9)
   Kur'an-ı Kerim'in açık ya da gizli okunması konusuna gelince,bir hadis-i şerifte Kur'an-i Kerim'i açıkça ve yüksek sesle okuyan kimse,alenen sadaka verene,gizli okuyan da gizlice sadaka verene benzetilmiştir.(10)Kur'an-ı Kerim'i gizlice okumak,riyâdan uzak olacağından açıkta ve yüksek sesle okumaktan iyidir.Fakat riyâ karışma tehlikesi olmayan,namaz kılanları,uyuyanları ve saireyi rahatsız etmeyen bir tilâvetin yüksek sesle yapılması daha faziletlidir.Zira bu tilâvetten lisan da,kulak da daha fazla istifade ettiği gibi,bundan başkaları da yararlanabilirler.
   Kalp huzuru Allah'ı anmaya bağlıdır.(11)Allah'ı anmanın en güzel şekli ise,namaz kılmak ve Kur'an-ı Kerim okumaktır.Bu hususta açıklık getiren bir hadis-i şerif meal olarak şöyledir:
 "Herhangi bir cemaat bir evde toplanıp da Kur'an-ı Kerim'i okur,aralarında mukabele ederlerse yani biri okur diğerleride onu dinlerlerse kalpleri sükunet bulur,rahat ederler,Allah'ın rahmeti onları kaplar.Melekler onları kuşatır.Allahu Tealâ da onları kendi nezdindekiler arasında zikreder."(12)
   Kur'an-ı Kerim okunduğunda onu dinlemek dinimizin bir emridir.Bu husus,
   "Kur'an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun.Ola ki merhamet olunasınız"(13)meâlindeki bir ayet-i Celilede belirlenmiştir.
   Kur'an-ı Kerim'in nimetlerinden yararlanabilmek için ona hizmette kusur etmemeliyiz.Başta onu öğrenmeli,okumalı,okutmalı,sevmeli,okunmasına yardımcı olmalı,anlamalı ve emirlerini tutmalıyız.Yoksa Allahu Tealâ'nın dünya ve ahiret saadetimiz için bize gönderdiği yüce kitabımızdan uzak kalarak dünya ve ahiret mutluluğu beklemeye hakkımız olamaz.
   Yazımızı konuyla ilgili bir hadis-i şerif meâliyle noktalamak istiyorum:
   "Kim Kur'an'ı ezberler ve hükümlerine göre amel ederse,bu kimsenin babasına Kıyamet gününde,ışığı,güneşin bütün dünya evlerindeki ışığından daha parlak bir taç giydirilecektir.Babasına böyle olunca,artık kendisinin derecesini düşünün."(14)



______________________________________
1-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:294
2-Tac Tercemesi,4/12
3-Tac Tercemesi,4/13
4-Tecrid-i Sarih Terc.11/214
5-Tecrid-i Sarih Terc.11/240
6-250 Hadis,sf:35
7-Tac Tercemesi,4/12
8-Müzemmil Sûresi;ayet:4,Tac Terc.4/19-22,500 Hadis sf:135,Riyazü's-Salihîn Terc.2/347
9-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:108
10-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:108
11-Râd Sûresi;ayet:28
12-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,sh:2/360
13-A'raf Sûresi;ayet:204
14-Tac Tercemesi,4/12
Devamını Oku

SAHİP OLDUĞUMUZ NİMETLERİN KIYMETİNİ BİLMELİYİZ


SAHİP OLDUĞUMUZ NİMETLERİN KIYMETİNİ BİLMELİYİZ
   Çevremize bir göz attığımızda hemen her şeyin belli kanunlara bağlanıp insanoğlunun hizmetine sunulduğunu görürüz.Güzel biçim,olgun mizaç,akıl,düşünme,konuşma,okuyup yazma ve çalışma kabiliyeti gibi güzel hasletler,insanlara verilen büyük nimetlerdendir.Ne var ki,verdiği bu nimetler için Yüce Mevlâ'mıza şükretmeyi zaman zaman ihmâl ederiz.Fakat,herhangi bir sıkıntı ya da felâketle karşılaştığımızda,ruhumuzun derinliklerinde bulunan Allah ve din duygusu harekete geçerek bize Yaratıcımızı hatırlatır.Bütün güç ve kudretin O'nda bulunduğunu düşünerek el kaldırır yalvarırız.
  Aslolan,yalnız sıkıntı halinde değil,refah içinde bulunduğumuz zamanlarda da Yüce Mevlâ'mızı hatırlayarak,O'na verdiği nimetlere karşı şükretmemizdir.Her olayda Allah'ın kudretinin hakim bulunduğunu,her şeye nüfuz ettiğini bilmek nankörlük değil ise,bilinçsizlik olur.
   Cenab-ı Hak,insanı mal,servet ve evlât gibi nimetler vererek denediği gibi,onları almak suretiyle de imtihan eder.Hayat,başından sonuna kadar mücadeler ve imtihanlarla doludur.Nimet konusundaki ayet-i kerimelerden bazıları meâl olarak şöyledir.
   "Biz,hakikatten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.Onları,(çeşitli nakil vasıtaları ile)karada ve denizde taşıdık;kendilerine güzel güzel rızıklar verdik;yine onları,yarattıklarımızın birçoğundan  cidden üstün kıldık."(1),"Nimet olarak size ulaşan ne varsa,Allah'tandır.Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız."(2),"Allah'ın,göklerde ve yerdeki(nice varlık ve imkânları)sizin emrinize verdiğini,nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?..."(3),"İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır.Sonra,kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit,"Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir"der.Hayır o bir imtihandır.Fakat çokları bilmezler."(4),"İnsan var ya,Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde "Rabbim bana ikram etti"der.","Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise "Rabbim beni önemsemedi"der."(5)
   Kur'an-i Kerim,zengin oldukları takdirde sadaka vereceğine ve iyilik yapacağına dair Allah'a söz veren,fakat bu nimete kavuştukları halde cimrilik edip verdikleri sözü yerine getirmeyen kimselerin acı âkibetini şöyle bildiriyor:
   "Onlardan kimi de,"Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse,mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız!"diye Allah'a and içti.","Fakat Allah lütfundan onlara(zenginlik)verince,onda cimrilik edip (Allah'ın emrinden)yüz çevirerek sözlerinden döndüler.","Nihayet,Allah'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allah,kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalbine nifak(iki yüzlülük)soktu."(6)Cimriliği konu alan bir ayet-i Celilede de meâlen:
   "Onlar ki cimrilik eder,insanlara da cimrilikle tavsiyede bulunur ve Allah'ın kendilerine verdiği bol nimeti,cömertçe ihsanı gizlerler,,Biz de böyle olan inkârcı nankörlere aşağılayıcı bir azâb hazırladık"(7)buyrulmuştur.
   Arzu edilen bir nimete kavuşmak için Allah'a güven duygusu içerisinde azim ve sebatla çalışmak gerekir.Sahip olunan güç,bilgi ve yeteneği kullanmadan,hiçbir külfete katlanmadan nimet beklemek doğru değildir.Zira bu davranış,
   "Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.(8)İlâhî buyruğuna ters düşer.
  Herhangi bir nimete erişen kimse,o nimeti kendisine lütfeden Yüce Yaratıcısına hamdü senâda bulunmalı;onu koruyup,ondan yararlanmaya çalışmalıdır.Kur'an-ı Kerim'de bir millet nefislerinde olan iyi hali,güzel yaşayışı ve davranışları değiştirmediği sürece,Cenab-ı Hak'kın da onlara ihsan ettiği nimeti değiştirmeyeceği haber verilmiştir.(9)
   Yüce Kitabımızda"Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız"(10)meâlinde değinilen sayısız nimete sahip olmak güzel şeydir.Fakat,bu nimetler içinde yaşarken"O gün(dünyada yararlandığınız)nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz"(11)İlâhî buyruğunu da unutmayıp,hayatımızı ona göre düzenlemeliyiz.Sevgili Peygamberimiz,konuyla ilgili hadislerinden birinde müminlere,ölümden önce hayatın,hastalıktan önce sağlığın,meşguliyetten önce boş zamanın,ihtiyarlıktan önce gençliğin ve fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bilmelerini tavsiye buyurmuşlardır.(12)
   Öyleyse,sahip olduğumuz bütün nimetleri yüce dinimizin emirleri doğrultusunda değerlendirerek onlardan hem dünyamız hem de ahiretimiz için yararlanmaya gayret etmeliyiz.Hakkı eda edilmeyen bir nimetin dünyada da ahirette de huzursuzluğa sebep olacağını unutmamalıyız.
   Cenab-ı Hak,verdiği nimetlerin şükrünü ifâ etmeyi cümlemize nasip etsin.



_____________________________
1-İsrâ Sûresi;ayet:70
2-Nahl Sûresi;ayet:53
3-Lokman Sûresi;ayet:20
4-Zümer Sûresi;ayet:49
5-Fecr Sûresi;ayet:15-16
6-Tevbe Sûresi;ayet:75-77
7-Nisa Sûresi;ayet:37
8-Necm Sûresi;ayet:39
9-Enfâl Sûresi;ayet:53
10-İbrahim Sûresi;ayet:34
11-Tekâsür Sûresi,ayet:8
12-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis sh:47

Devamını Oku