Cevat Sağlam



10.3.11

AHİRET GÜNÜNE İMAN


AHİRET GÜNÜNE İMAN
  İslâm dininin esaslarından biride ahiret gününe imandır.Ahirete iman,ölümden sonra yeni bir hayat olduğuna inanmaktır.Ahiret,birinci surun üfürülmesinden sonra başlayıp sonsuza kadar devam edecek olan hayatın ismidir.Kabir hayatı ise,insanın ölmesinden tekrar dirilmesine kadar geçen zamandır.
   İnsanın hayatı ölümle sonra ermez.Ölüm,fani bir hayattan ebedî hayata geçiş kapısıdır.İnsan kabre konulduktan sonra,iki melek gelip kendisine "Rabbin kim,peygamberin kim,dinin ne?"diye sorarlar.Kişi,bu sorulara verdiği cevaba göre ya Cennet hayatının tadını ya da Cehennem hayatının acısını tatmağa başlar.Bu hal kabir hayatı süresince devam eder.
  Ahiret hayatımız dünyadaki amellerimize bağlıdır.Dünyadaki yararlı işlerimiz,güzel ahlâkımız ve Rabbimizin emirlerine itaatimiz,ahirette bizi sonsuz nimetlere kavuşturur.Onun için "Dünya ahiretin tarlasıdır,burada ne ekilirse ora da o biçilir"demişler ya.
  "Herkes öldüğü hal üzere diriltilir."(1)Kabirde ilk söyleyeceğimiz söz,bu dünyada en çok söylediğimiz söz olacaktır.Orada ağzımızdan çıkacak hayırlı ilk söz sayesinde hem kabir hayatımız hem de bundan sonraki hayatımızın safhaları kolay geçecektir.Bunun için dilimizi güzel şeylere alıştırmalı,özellikle bizleri yaratan,yaşatan,sonsuz nimetlerle donatan Yüce Mevlâ'mızı namaz kılarak,Kur'an okuyarak ve zikirle bol bol anmalıyız.Kur'an-ı Kerim'i anlayıp,uyarılarına riayet etmek hem dünya hem de ebedî hayatımızın sigortasıdır.
   Bakara Sûresinin ilk ayetlerinde muttekîlerin yani Allah'ın yasaklarından titizlikle sakınıp,emirlerini tutarak ahirette sonsuz nimetlere erenlerin,gaybe inandıkları,namazı kıldıkları,Allah'ın kendilerine verdiği rızıklardan(mallardan)O'nun yolunda harcadıkları,Hz.Peygambere indirilene ve ondan önce indirilene iman ettikleri,ahiret gününe de kesinkes inandıkları bildirilmektedir.(2)
   Mülk Sûresinin 2.ayetinde ise meâlen:
 "O ki,hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.O,mutlak galiptir,çok bağışlayıcıdır."(3)buyrularak dünya ve ahiret hayatının birbirini tamamlar mahiyette yaratıldığına işaret edilmekte,amelin en güzelini yapma gayret ve aşkını taşıyarak,yararlı bir insan olmaya çalışılması gerektiğine dikkat çekilmektedir.
  Allah'ın emriyle dünyaya gelen insan,ahirette yine O'nun huzurunda hesaba çekilecektir.İlk sur ile ve bundan önce ölen bütün insanlar,ikinci bir sur ile derhal dirilecek hesaba çekilmek üzere mahşer  yerinde toplanacak ve Cennetlik olanlara sağ,Cehennemlik olanlara sol taraftan amel defterleri verilecektir.İşte âkibetimiz,görevli meleklerin hakkımızda tanzim ettiği bu amel defterlerine bağlıdır.Zira yaptığımız bütün iyilik ve fenalıklar orada mevcuttur.Burada pek uzun bir zaman bekleyen ve büyük bir sıkıntıda olan halkın hesanının başlaması için,Peygamberimiz(S.A.V.),Allah'a yalvaracak ve şefaati kabul edilerek hesap başlayacaktır.Resul-i Ekrem'in bu şefaatine "Şefaat-i Uzma"yani büyük şefaat denilir.Şefaat yapacak olanlar başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere diğer peygamberler,âlimler,şehidler ve Allah Teâlâ'nın sevgili kullarıdır.Şefaat aslında Cenab-ı Hakk'a ait olduğundan O'nun izni olmadan katında kimse kimseye şefaat edemez.(4)Kâfir,müşrik ve münafık olaral ölenlere şefaat edilmez.(5)
  Allahu Tealâ bütün insanları aynı anda hesaba çekecek ama herkes sadece kendi hesabının yapıldığını zannedecektir.Yüce Rabbimizin,
  "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız,hiçbir kimse haksızlığa uğratılmaz,hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız.Hesap gören olarak biz yeteriz"(6)meâlindeki vaadi uyarınca O gün hiçbir kimseye zulmedilmeyeceği gibi her iyilik on defa,her fenalık da bir yapılmış gibi tartıya girecektir.
  Hz.Peygamberin bildirdiği üzere,o gün herkese ömrünü ne yolda tükettiği,bildiği ile neler yaptığı,malını nereden kazanıp nereye  harcadığı,vücudunu hangi yollarda yıprattığı sorulacaktır.Başka bir hadislerinde de Allah Elçisi meâlen:
  "Kimin,kendisinde bir kardeşinin hakkı varsa,kendi sevaplarından alınıp ona verilmeden önce,bu hakkı(dünyada)ödesin,veya helâllığını alsın.Çünkü orada(kıyamette)para,mal diye bir şey yoktur ki,bunu ödeyebilsin.Sevâbları yoksa,o vakit kardeşinin günahlarından alınıp,kendisine verilir"(7)buyurarak kul hakkından sakınılması gerektiğine ve bunun kıyamette sebep olabileceği  felâketlere dikkat çekmişlerdir.
  Herkesin geçmesi gereken ve Cehennem'in üzerinde kurulan sırat köprüsünden mü'minler geçerek Cennet'e kavuşacaklar;müşrik,kâfir,münafık olanlar ise Cehennem'e düşeceklerdir.Geçiş kolaylığı veya zorluğu,insanların Allah'a kulluk derecesine göre olup,yıldırım gibi geçenlerin yanında,düşe kalka,sürüne sürüne geçenler de olacaktır.
    Cennet mükâfat yeridir.Bir ayet-i Celile'de meâlen:
"Sizin için orada,canınızın istediği her şey,arzu ettiğiniz her nimet mevcuttur"(8)buyrulmuştur.Şüphesiz Kıyamette en büyük nimet Yüce Allah'ın cemaliyle müşerref olmaktır.Cennet'te her peygamber,kendisine ait olan havuzdan ümmetinin lâyık olanlarına son derece tatlı ve berrak bir içki ikram edecek,bundan içenler bir daha ebediyyen susuzluk çekmeyeceklerdir.
  Cehennem ise,Allah Tealâ'ya isyan etmenin ve karşı gelmenin cezasının çekileceği yerdir.Cehennem ehli,Cehennem'in şiddetini görünce,ahireti hazırlama yeri olan dünyaya yeniden dönerek kaçırdığı fırsatları telâfi etmek isteyecek,ancak ölümle dönüşü mümkün olmayan bu ayrılıştan sonraki pişmanlığın bir faydası olmayacaktır.(9)
  Cennet de Cehennem de ebedîdir.Ancak,inananlar,günâhkâr olarak ölürlerse,onlar için Cehennem ebedî olmayıp,geçicidir.Günahları nisbetinde orada kaldıktan sonra Cennet'e gireceklerdir.Nitekim Sevgili Peygamberimiz bu konuda meâlen:
  "Allah'tan başka İlâh yoktur.Muhammed Allah'ın Elçisidir diyen hiç bir kimse yoktur ki sonunda Cennet'e girecek olmasın"(10)buyurmuşlardır.
  Ahiret inancı mazlumun teselli kaynağıdır.Dünyada çeşitli haksızlıklara uğrayan ve hakkını alamayan insan,Kıyamet günü hakkının Allah tarafından alınarak kendisine verileceğine inanır ve teselli bulur.
  Ahirete kesinlikle inanan kimse,O gün Yüce Yaratıcı'sının huzurunda mahcup olmamak ve ebedî hayatını garanti altına almak için bütün iş,söz,amel ve davranışlarında  daha dikkatli olur;doğruluktan ayrılmaz;başkasının canına,malına,namusuna göz dikmez ve kimseye haksızlık yapmaz.Aynı zamanda karşılığını ahirette almak üzere dünyada pek çok iyilik yapar.Şüphesiz böyle bireylerden oluşan bir toplum huzurlu ve güvenli yaşar.



 _________________
1-Tac Tercemesi,5/654
2-Bakara Sûresi;ayet:1-5
3-Mülk Sûresi;ayet:2
4-Bakara Sûresi;ayet:255
5-Enbiya Sûresi;ayet:28
6-Enbiya Sûresi;ayet:47
7-Tac Tercemesi,5/675
8-Fussilet Sûresi;ayet:31
9-Mü'minun Sûresi;ayet:99-113
10-Riyazü's-Salihîn Tercemesi,1/446




Devamını Oku

HIRSIN TANIMI VE ZARARLARI

  HIRSIN TANIMI VE ZARARLARI
   İnsanı felâkete sürükleyen alışkanlıklardan biri de hırs denilen aşırı isteklerdir.Arzu gayeye erişmenin temelini teşkil eder.Zira insan,arzusu doğrultusunda işe yönelir,girişim yapar,azim ve sabırla çalışınca hedefine ulaşır.
  Din,hukuk ve ahlâk kurallarına uygun olan istekler,insanı doğruluğa,iyiliğe,dürüstlüğe,çalışıp helâlinden kazanmaya ve ölçülü davranmaya yöneltir.İşte insanın dünya ve ahiret mutluluğu,böylesi iyi niyetli yöneldiği işindeki başarısıyla gerçekleşebilir.Yoksa İlâhî sınırları aşıp,kanun nizam tanımayarak,hırsla dolu duygu,düşünce ve davranışlarla kişinin dünyada da ahirette de huzurlu ve güvenli olması beklenmez.
   Bir kimsenin içinde bulunduğu maddî ya da manevî herhangi bir ihtiyaçtan,eksiklikten dolayı aşağılık duygusuna kapılıp,güya bundan kurtulmak için söz ve davranışlarıyla kendisini olduğundan farklı göstermeye kalkışması,onu önüne geçilmesi zor ihtiraslara sürükler.
  Mal ve makam hırsıyla benliğini kaybeden kişi,hayalinde büyüttüğü şöhret ve servete erişebilmek için hileye,yalana,hırsızlığa,rüşvete,ikiyüzlülüğe başvurmaktan ve hatta manevî değerleri basamak yapmaktan çekinmez.İçindeki para ve şöhret hırsı kişinin namaz,zekât,hac ve orucuna mani olur;iyilik ve hayır yapmasını engeller.Böylesi insanlar,mallarını ve toplumdaki değerlerini kaybettirmek ve gölgelemek için namuslu kimselere iftira eder ve komplo kurarlar.Hırs ayrıca insanın itidalini bozup,öfkesini tahrik ederek onu kavgaya ve geçimsizliğe sürükler.
    Hak ve gerçeklere kulak tıkayıp,sadece yemeyi,eğlenmeyi ve lüks hayatı gaye edinenler hakkındaki şu İlâhî buyruk ne kadar acıdır:
 "Bırak onları yesinler,zevk alsınlar,ümit onları avundursun,ilerde öğrenecekler."(1)
  Aşırı mal hırsı,açgözlülük ve cimriliğin kötülüklerini bildiren hadis-i Şeriflerden bazıları meâl olarak şöyledir:
  "Sürüye salınmış olan iki aç kurtun zararı,kişinin mal ve şerefine hırsından dolayı dinine yaptığı zarardan daha fazla değildir."(2),"Ademoğlu için iki dere dolusu mal olsa muhakkak onlarla birlikte bir üçüncüsünün olmasını sevecektir.Onun nefsini topraktan başkası doyurmaz.Allah,dönüş yapan kimsenin tevbesini kabul eder."(3),"İnsanoğlu yaşlandıkça,iki şey kendisinde gençleşir:Mal hırsı ve uzun ömür hırsı."(4),"Bir adamın içindeki şeylerin en zararlısı,hırsa sevk eden cimrilij ve aşırı korkaklıktır."(5)
  Hırs hastalığına yakalanan kimse bundan ancak kanaatkârlıkla kurtulabilir.Nitekim Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde meâlen:
  "Zenginlik mal çokluğundan ibaret değildir;esas zenginlik kalp zenginliğidir"(6)buyurarak,kalbi fakir olanların mal çokluğuyla doyamayacaklarına işaret etmişlerdir.
  Gerçek bir müslüman Sevgili Peygamberimizin "İki gününü eşit kılan aldanmıştır"meâlindeki hadislerine uygun olarak çalışıp maddî ve manevî alanda her gün bir önceki günden daha fazla güçlenmeye gayret eder.Kazanç olsun da nasıl olursa olsun zihniyetiyle meşru olmayan vasıtalara başvurmaz.İşin olması için elinden gelen bütün çabayı harcadıktan sonra alacağı sonuç nefsine boş gelmese de,takdire rıza gösterip bunu sabır ve şükürle karşılar.Zira o,şükürle karşıladığı sıkıntının da kendisi için hayırlı olacağını,bu sıkıntı yanında sayılmayacak kadar nimetlere sahip olduğunu,nimetlere karşı nankörlüğün ise,onların elden çıkmasına sebep olabileceğini bilir.
   Gerçekleri gözardı edip,olmayacak emeller ve hayaller peşinde koşmak,boşuna ömür tüketmek olur.Sebeplerine sarılmadan,meşru vasıtalara başvurmadan istenilen şeye en kısa zamanda sahip olma hırsı din,hukuk ve ahlâk kurallarını çiğneterek insanı hem dünyada,hem de ahirette rezil ve rüsvay eder.Bu felâkete düşmemenin yegâne çaresi ise,doğru yolda çalışmak ve bundan elde edilecek neticeye rıza göstermektir.
   Yüce Rabbimiz cümlemizi her türlü hırs ve aşırılıktan korusun ve hoşnutluğuna erdirsin.


_______________________________
1-Hicr Sûresi;ayet:3
2-Tac Tercemesi,5/304
3-İbn-i Mace,2/1415
4-İbn-i Mace,2/1414
5-Feyzü'l-Kadir,4/160
6-Tac Tercemesi,5/300







Devamını Oku

4.3.11

KİBİR VE TEVAZU

KİBİR VE TEVAZU
  Dinimiz,toplumun kaynaşıp bir vücut haline gelmesine mani olan kibirlenme,gurulanma,böbürlenme,kendini beğenme gibi zararlı alışkanlıkları yasaklar;birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli bir etken olan alçakgönüllülüğü öğütler.Kibir ve gurur kişiyi hem Allah katında hem de insanlar yanında sevimsiz ve değersiz bir hale getirir.Tevazu ise insanı yüceltir ve şerefli kılar.Bu hususu konu alan bir ayet-i Kerime meâl olarak şöyledir:
  "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde  böbürlenerek yürüme.Zira Allah,kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez."(1)
Kibirlilik,kendini başkalarından üstün görmenin bir sonucudur.İnsanlara karşı büyüklük taslayanı Cenab-ı Hak hiçbir yerde yüceltmez.Üstünlük mal,servet,mevki ve makam sahibi olmakla;soy sopla değil,Yüce Yaratıcının emirlerine uymakla kazanılabilir.Mülkün sahibi Allah'dır.Dilediğine verir,dilediğinden de çekip alır;dilediğini yüceltir,dilediğini alçaltır,hayır yalnız O'nun elidedir.Şüphesiz ki,O'nun gücü her şeye yeter.(2)
   Melekler,Hz.Adem'e(onda tecelli eden İlâhî kudret ve sanata saygı olarak)secde etmekle emrolunduklarında,hepsi secde ettiler.Yalnız iblis dayattı,(bunu)kibrine yediremedi ve kâfirlerden oldu.(3)
   Kibri ve kendini beğenmişliği yüzünden Allah'ın rahmetinden ebediyyen kovulmuş olan İblis(şeytan),insanları doğru yoldan saptırmaya,ibâdetten,taatten alıkoymaya çalışır.Ona uymama hususunda Cenab-ı Hak bir ayet-i Kerimede meâlen bizleri şöyle uyarmaktadır:
  "Ey İnsanlar!Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir,sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı(şeytan)da Allah hakkında sizi kandırmasın!(4)Bu İlâhi buyruk,dinî emirleri yeribe getirmeyip,"Allah büyüktür,affeder","Allah'ın bizim ibâdetlerimize ihtiyacı yoktur","Sen kalbime bak,ibâdet etmiyorum,günah da işliyorum ama kalbim temizdir"gibi kendi hevesince fetva vererek günah işlemeye devam edenlere açık bir ihtardır.Başka bir ayette de Yüce Rabbimiz,
  "...Bana kulluk edin ki size karşılığını vereyim.Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremiyenler alçalmış olarak Cehenneme gireceklerdir."(5)buyurmuşlardır.
 Hz.Peygamber(S.A.V.)büyük-küçük,fakir-zengin,köle-efendi demeden herkesin hal ve hatırını sorar,gönlünü alırdı.Sevgili Peygamberimizin alçakgönüllülükle ilgili hadislerinden bazıları meâl olarak şöyledir:
  "Allahu Teâlâ bana,tevazu etmenizi bildirdi.Sakın kimse kimseye övünmesin,kimse kimseye zulmetmesin."(6),"Müslüman kardeşine karşı tevazu eden kimseyi Allah yüceltir ve ona karşı üstünlük gösteren kimseyi ise alçaltır."(7),"Allah için bir derece tevazu eden kimseyi Allahu Teâlâ da bir derece yükseltir.Ta ki,onu Firdevs Cennetinin en yüksek yerine çıkarır.Allah'a karşı bir derece kibir gösteren kimseyi Allahu Teâlâ alçaltır.Ta ki,onu Cehennemin en alt katına kadar indirir.Eğer sizden biriniz üzerinde kapısı ve penceresi olmayan sert(sağır)bir kayanın içinde bir şey işlerse,insanlardan gizlediği o şey ne olursa olsun,meydana çıkar."(8)
  Müslüman başkalarını hor görmez,kimseye büyüklük taslamaz,herkese karşı uysal,itaatkâr,alçakgönüllü ve hoşgörülü olur.Ama,tevazu gösteriyorum diye aşırılığa giderek kendini zillete düşürmez.Karşılaştığı haksızlıklara boyun eğmez,başkalarının kötü söz ve davranışlarına göz yummaz.Şeref ve haysiyetini en iyi şekilde korumaya gayret eder.
  Pejmurdeliğin İslâmiyette yeri yoktur.Müslüman elden geldiğince güzel giyinmeye gayret eder.
  Bir gün Sevgili Peygamberimiz"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennet'e giremeyecek"buyurmuşlar.Bunun üzerine orada hazır bulunanlardan bir "Ya Resulallah,insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını ister"deyince,Resul-i Ekrem,"Allahu Teâlâ güzeldir ve güzelliği sever.Kibir,hakkı inkâr etmek ve insanları küçük görmektir"(9)buyurarak,güzel ve temiz giyinmenin kibirlikle ilgisi olmadığını,bunun müslümanlığın bir gereği olduğunu bildirmişlerdir.Bu bağlamda başka bir hadis-i Şerifte de meâl olarak:
  "Şüphe yokki Allah Teâlâ hazretleri kulunun üzerinde nimetinin  eserinin görülmesini sever"(10)buyrulmuştur.
   Desinler,görsünler zihniyetiyle iyilik yapmak ya da işlenen amel,hayır ve hasenatı dünya menfaatı için etrafa yaymak,kendinde olmayan şeylerle övünmek,yapmadıklarını yapıyor görünmek,başkalarını günahkâr,kusurlu görüp kendini temize çıkarmaya çalışmak,kibirlenmek ve gururlanmak müslümanlıkla bağdaşmayan çok çirkin davranışlardır.Zira,Yüce Allah,bizim ibâdetlerimizi,taatimizi,ihlâsımızı,vicdanımızı,takvamızı,riyamızı ve kalbimizden geçen her şeyi bilir.Riyakârlıkla,ikiyüzlülükle insanları aldatmak mümkün olabilir.Ama Yüce Allah'ı asla.
   Bu hususu konu alan ayet-i Celilelerden bazıları meâl olarak şöyledir:
 "Sizler,sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir;O,kalplerde olanı bilir","Yaratan  bilmez olur mu?O,latiftir,haberdardır."(11),"Kendinizi temize çıkarmayın.O,sakınanı çok iyi bilir."(12),"Ey inananlar!Yapmadığınız şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz?","Yapmadığınız şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz?","Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz,Allah katında büyük gazaba sebep olur."(13)
    Yazımızı bir hadis-i Şerif meâliyle tamamlayalım:
 "Kibirli ve kendinde olmayan şeylerle övünen kimse Cennet'e giremez."(14)

_______________________________________
1-Lokman Sûresi;ayet:18
2-Âl-i İmran Sûresi;ayet:26
3-Bakara Sûresi;ayet34
4-Fatır Sûresi;ayet:5
5-Mü'min Sûresi;ayet:60
6-Müslim,8/160
7-Tergib ve't-Terhib,4/340
8-Tergib ve't-Terhib,4/339
9-Tirmizi şerhi,8/164
10-Ö.N.Bilmen,Hikmet Gonceleri 500 Hadis,Hadis No:85
11-Mülk Sûresi;ayet:13-14
12-Necm Sûresi;ayet:32
13-Saff Sûresi;ayet:2-3
14-Ebu Davûd,4/253







Devamını Oku

DİNİMİZİN YARDIMLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM


DİNİMİZİN YARDIMLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM
  Yüce dinimiz yardımlaşmaya ve dayanışmaya büyük önem verir.Zira zengin-fakir,bilgin-cahil,amir-memur,patron-işçi,şehirli-köylü gibi toplumun her kesimindeki insanlar,yaratılışları gereği,birbirlerine muhtaçtırlar.Nitekim,her türlü imkânlara sahip olanların da üzüntü veya sevinç duygularını paylaşacak dostlar araması,bu gerçeğin açık bir kanıtıdır.
  Sevgi,saygı,yardımlaşma ve dayanışma şuurundan yoksun bireylerden oluşan aile ve toplumlarda düzensizlik,geçimsizlik,hasedlik,kargaşa ve anarşi eksik olmaz.İşte bu sebepledir ki,dinimiz toplumda huzur ve güveni sağlayacak sosyal yardımlaşma ve danışma ilkelerini belirlemiştir.
  Kur'an-ı Kerim'de meâlen:
   "İyilik yapın ki saâdete erişesiniz."(1),"İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın,günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın.Allah'tan sakının,Allah'ın cezası şiddetlidir"(2)buyrulmuştur.
  Açları doyurmak,çıplakları giyindirmek,yoksulların ihtiyaçlarını karşılamak gibi maddî alandaki yardımlaşma görevlerimiz yanında,aile  fertlerini,akrabaları,konu komşuyu ve bütün insanları sevmek,saymak;başkalarına bilmedikleri konularda yardımcı olmak,hastaları ziyaret etmek,kimsenin mal ve namusuna göz dikmemek,iyi niyet ve hoşgörü sahibi olmak gibi manevî alanda da sorumluluklarımız vardır.
  İyilik etme ve yardımlaşma konusundaki bir hadislerinde Sevgili Peygamberimiz meâlen şöyle buyurmuşlardır:
  "Müslüman müslümanın kardeşidir.Müslüman müslümana zulmetmez;onu haksızlık edenin eline bırakmaz.Bir kimse müslüman kardeşinin ihtiyacını yerine getirirse,Allah da ona yardım eder.Bir kimse bir müslümanın sıkıntısını giderirse,Allah da ona mukabil o kimsenin Kıyamet gününün kederlerinden birini giderir.Bir kimse,din kardeşinin ayıbını örterse,Allah da Kıyamet'te onun ayıbını örter."(3)
  Başka bir hadis-i şerifte meâlen:
" Müminler birbirlerini sevmekte,birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir.Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa,sair azaları da bu yüzden ateş içinde kalır ce uykusuzluğa tutulurlar."(4)buyrulmuştur.
  Bu hadis-i Şerifte toplumu oluşturan fertler,bir vücudun organlarına benzetilmiş,vücudun bir organındaki ağrıdan diğer organların etkilendiği gibi,toplumda bazı bireylerin huzursuzluğuyla diğerlerinin de rahatsız olması gerektiği vurgulanmıştır.
   Öyleyse varlıklı kimseler darda kalan ve geçim sıkıntısı çeken kimseleri arayıp bularak onlara zekât,fitre,kefaret,sadaka,hibe,hediye ve karşılık beklemeksizin borç verme gibi vasıtalarla yardımcı olmalıdırlar.
  Buna karşılık yoksulların da,karşılaştıkları sıkıntıdan dolayı her önlerine çıkana yüz suyu dökmeleri,pek fazla zaruret olmadıkça dilenmekten sakınmaları,hallerine sabr ve şükrederek içinde bulundukları darlıktan kurtulmak için çaba harcamaları gerekir.
  Toplumda gücü kuvveti yerinde olmasına ramen çalışmayıp sokaklarda dilenen kimseler olduğu gibi,günlük yiyeceğe bile muhtaç olduğu halde,bu durumdan çevresindekilerin haberi olmayan anasız,babasız,kocasız,kimsesiz ve güçsüz yoksullar da mevcuttur.Kur'an-ı Kerim,böyle yokluk içinde kıvranan kimselere karşı ilgisiz kalmayı şiddetle yasaklamış;Öksüzü itip kakmanın,yoksulu doyurmaya yanaşmamanın inkârcılara mahsus bir davranış olduğunu bildirmiştir.(5)
  Sevgili Peygamberimizin,şehâdet ve orta parmağını göstererek"Kendisinin veya bir başkasının yetimine bakıp,onu idare edenle ben Cennet'te şu ikisi gibi bulunacağız"(6)buyurduğu rivayet edilmiştir.Başka bir hadis-i şerifte de meâlen:
"Sizin evlerinizin Allah katında en hayırlısı yetime ikram olunan evdir"(7)buyrulmuştur.
  Yardımlarımızı yasak savar kabilinden işe yaramayanlarla değil,hoşumuza giden şeyleri verip,başa kakmadan gayesine uygun olarak gerçekleştirmeliyiz.Aksi hâlde,"Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsizniz.Her ne sarfederseniz,Allah onu bilir."(8),"Güzel bir söz ve iyilik ,peşinden ezâ gelen,bir sadakadan daha iyidir..."(9)meâlindeki Yüce İlâhî buyruğa muhatap oluruz.
  Yardımlaşma ve dayanışma konusunda sunduğum bu ve benzeri ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere uygun olarak yaşamakla,Allahu Tealâ'nın rızasını kazanabilmemizin yanında,toplumumuzda düzen,güven,barış ve huzurun tesisine ve devamına da hizmet etmiş oluruz.
   Cenab-ı Hak,bahşettiği maddî ve manevî imkânları yüce emirleri doğrultusunda kullanmayı ve rızasına erişmeyi cümlemize nasip kılsın.



________________________________________
1-Hacc Sûresi;ayet:77
2-Maide Sûresi;ayet:2
3-Riyazü's-Salihin Tercemesi 1/284
4-Riyazü's-Salihin Tercemesi 1/271
5-Maun Sûresi;ayet:1-3
6-Ö.N.Bilmen,Hikmet gonceleri 500 Hadis,Hadis No:179
7-Taberani,Seçme Hadisler 4/38
8-Âl-i İmran Sûresi;ayet:92
9-Bakara Sûresi;ayet:263






Devamını Oku

AĞAÇ DİKMENİN VE ORMANLARI KORUMANIN ÖNEMİ


AĞAÇ DİKMENİN VE ORMANLARI KORUMANIN ÖNEMİ
 Ülkemizin sahip olduğu tabiî kaynaklardan ve güzelliklerden biri de ormanlarımızdır.Ağaç ve ormanın ekomomide,endüstride,tarımda ve daha birçok alanda büyük yararları vardır.
Bir ağaç topluluğu olan orman,havayı temizler,iklimi düzenler,su kaynaklarını arıtır,yağmuru çekerek tarım ürünlerinin artmasını sağlar,toprak kaymalarını,toprağın fakirleşmesini önler ve selleri engelleyerek,toprağın asıl verimli olan tabakasının denize taşınmasına mani olur.Ormanlar,içlerinde cıvıldaşan kuşlarıyla,serin gölgeleriyle insanları dinlendiren,gönülleri ferahlatan ve ülkeyi süsleyen temel unsurlardandırlar.Kalem,kâğıt,ev eşyası,kimya,boya,çanta gibi ihtiyaçlar ağaçtan sağlandığı gibi,inşaatta,gemi sanayiînde,ıssı temin etmede ve daha birçokalanda yine ondan yararlanılır.
Hayatımızın her aşamasında yararlandığımız ağacın önemi,halk arasında: "Yavrumuzun beşiği,kapımızın eşiği,çorbamızın kaşığı"şeklinde dile getirilmektedir.Yine "Gökyüzüne güzellik veren yıldızlar,başa güzellik veren saç,yurda güzellik veren ağaçtır","üstünde yeşil bir yaprak olmayan toprak ölüdür"gibi özlü sözler de hep ağacın ve yeşilliğin önemini belirten ifadelerdir.
  Abese Sûresinde meâlen:
"İnsaniyiyeceğine bir baksın","Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz","Sonra yeryüzüne iyice yarmakta ve orada tâneli ekinler,üzümler,sebzeler,zeytin,hurma ağaçları,iri ve sık ağaçlı bahçeler,meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz","(Bütün bunlar)sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir"(1)buyrulmuştur.Bu ayet-i Kerimelerde ekin ve ağaçların hayatî önemi belirtilmiş,bunların yetiştirmek için toprağın sürülmesi ve kuraksa sulanmazı gerektiğine işaret edilmiştir.
Rahman Sûresinde de,"Rabbine karşı gelmekten korkan kimseye iki Cennet vadedilmekte,bu Cennetlerin türlü ağaçlarla dolu olduğu,buralarda akan iki kaynağın ve her türlü meyvenin çift çift bulunduğu bildirilmektedir."(2)Allah elçisinin:
  "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da,bunu Kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse,muhakkak onu diksin,bırakmasın"(3)meâlindeki hadisleri,dinimizin ağaca ve ağaç dikmeye verdiği önemi açıkça vurgulamaktadır.Başka bir hadis-i Şerifte de meâlen:
  "Bir müslüman bir ağaç diker yahut bir şey eker de ondan bir kuş,bir insan veya bir hayvan yerse,bu kendisi için sadaka olur"(4)buyrularak,ağaç dikmek ve ekin ekmek sadaka-i Cariyeden sayılmıştır.Yani bir kimsenin diktiği ağaçtan ve ektiği ekinden yararlanıldığı sürece,o kimsenin amel defteri kapanmayacak ve oraya devamlı sevap yazılacaktır.
Öyle ise fırsat varken biz de ağaç dikip millî ekonomiye ve ülke güzelliğine katkıda bulunarak,arkamızda hayra vesîle olacak eserler bırakmaya gayret etmeliyiz.
  Hayatımızın ayrılmaz b,r parçası olan ve dinimizin değer verdiği ağaca müslümanlar da her zaman büyük önem vermişlerdir.Halk arasında ağaç dikmeyi,ağacı sevmeyi ve korumayı teşvik edici pek çok söz söylenmiş ve yazılar yazılmıştır.Yeri gelmişken bunlardan birkaç örnek sunmak isterim.Rivayete göre:
Padişahın biri,bir gün vezirini yanına alıp,biraz hava almak için şehrin kenarına çıkmış.Orada gezinirken yaşlı bir adamın meyve ağacı diktiğini görmüş.Padişah adama "Bu yaşa gelmişsin,ne yapacaksın ağaç dikip de,şurada kaç günlük ömrün kaldı ki,istirahat edeceğin yerde neden kendini yoruyorsun?diye takılmış.Yaşlı adam söze başlayarak"dedelerimiz ağaç dikmişler,bizler onların meyvelerinden yedik ve yararlandık,biz de dikelim ki,bizim torunlarımız da bunlardan yararlansınlar"demiş.Bu sözleri duyan padişah,vezirine işaret ederek,bir kese altın verdirmiş.Zeki ihtiyar,bunun ancak bir padişahın davranışı olabileceğini sezmiş ve "Herkes ağacı dikip senelerce bekledikten sonra meyvesini aldığı halde,ben daha dikmeden meyvesini aldım"demiş,Yine bu sözden hoşlanan padişah,işaret edip bir kese daha verdirmiş.İhtiyar "Herkesin ağacı senede bir meyve verdiği halde benim ağacım dikilmeden iki meyve verdi"deyince padişah,vezirine göz ederek oradab uzaklaşmışlar.
  Diğer bir örnek merhum Mehmet Emin Yurdakul'dandır.Şairimiz mısralarında şöyle sesleniyor:
  "Sakın kesme,her dalında bir güzel kuş ses versin,
Sakın kesme,gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin,
Sakın kesme,şu sevimli köye kanat kol gersin,
Sakın kesme,aziz vatan günden güne şenlensin."
  Ağaç dikmek kadar,mevcut ağaç ve ormanlarımızı korumak,onları gereksiz harcamamak da dinî ve millî görevlerimizdendir.Zaten yetersiz olan ormanlarımızı içlerine havyanları salıvererek,haksız yere birkaç karış toprak elde etmek için ateşe vererek ya da izinsiz ve yerli yersiz keserek daha da yok etmek ne müslümanlığa ne de insanlığa yakışır.
 Ağaç ve tarımın korunmasını konu alan bir ayet-i Celilede meâl olarak şöyledir:
"Çardaklı ve çardaksız(üzüm)bahçeleri,ürünleri çeşit çeşit hurmaları,ekinleri,birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur.Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin.Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını)verin,fakat israf etmeyin;çünkü Allah israf edenleri sevmez."(5)
  Ormanlara zarar verenler,sadece ard niyetli insanlar değildir.Bazı kimseler,hiçbir kasıtları olmadığı halde,ormanda ateş yakıp,ateşi tamamen söndürmeden oradan ayrılarak ya da dalgınlıkla sigara izmariti atarak,yangına sebep olmaktadırlar.Her ne suratle olursa olsun,millî serveti ve ülkenin doğal güzelliklerini yok etmenin hoş görülür bir tarafı yoktur.
  Yazımızı bir hadis'i-Şerif meâliyle noktalayalım:
"Bir kimse bir ağaç dikerse,Allah Teâla o kimse için,diktiği ağacın meyvesi ve yaprağı kadar manevî ecir ve sevap yazar."(6)


________________________________________
1-Abese Sûresi;ayet:24-32
2-Rahman Sûresi;ayet:24-32
3-Tecrid-i Sarih Terc.7/124
4-Tecrid-i Sarih Terc.7/120-121
5-En'am Sûresi;ayet:141
6-Ahmed İbn-i Hanbel'in Müsnedi,5/415
Devamını Oku

ŞİRK KAPISINI AÇAN DAVRANIŞLARDAN SAKINMALIYIZ

ŞİRK KAPISINI AÇAN DAVRANIŞLARDAN SAKINMALIYIZ
  Allahu Teâlâ'nın varlığına ve birliğine inandıktan sonra,şirkten ve şirk kapısını açan her türlü duygu,düşünce ve davranışlardan sakınarak imanımızı korumaya gayret etmeliyiz.Zira,"Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz;bundan başkasını,(günahları)dilediği kimse için bağışlar..."(1)
  Bir kimseyi Allah'ı severcesine sevmek ve övmek şirk olduğu gibi,bir cismi vasıta kılarak Allah'tan yardım istemek de şirktir.
Sevgili Peygamberimiz,mahlûkata karşı(yüce Zatı da dahil)sevgi ve övgüde aşırılıktan sakınılmasını şöyle öğütlenmişlerdir:
  "Hristiyanların Meryem'in oğluna yaptıkları gibi,siz de bana karşı övgülerde bulunmayın,mübalâğa etmeyin,ben Allah'ın kuluyum,benim için Allah'ın kulu ve Resulü deyin."(2)
   Bu konuda Kur'an-ı Kerimde meâlen şöyle buyrulmuştur:
"İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinirler de onları Allah'ı sever gibi severler.İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden)çok daha fazladır..."(3)
Bu ayet-i Celilede Allah bir olup,ortağı bulunmadığına,O'ndan başka ibâdet edilecek kimse olmadığına,sevgi ve övgüde hiçbir kimsenin onunla eş değerde tutulmayacağına işaret edilmiş aksi davranışların Allah'a ortak koşmak olduğu belirtilmiştir.
   Konuyla ilgili bir başka ayet-i Kerime de meâl olarak şöyledir:
"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "Bunlar,Allah katında bizim şefaatçılarımızdır,"diyorlar.De ki:"Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?Hâşâ O,onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir."(4)
  Bu ayet-i Kerimeden putlara tapanların,bunları yaratıcı kabul ettiklerinden değil de,Yaratana yaklaştırır diye taptıkları anlaşılmaktadır.Fakat onlar,Allah'la kendi aralarına vasıta koyup onları yardımcı ve şefaatçı kabul ettiklerinden şirke düşerler.Şirke bulaşmanın karşılığı ise,"...onlar artık ateşten çıkamazlar"(5)İlâhi hükmünde tecelli edecektir.
  Salih ve ulu bilinen kişileri hidayete ya da günahların affına vasıta kılmak da şirke yol açan hususlardandır.Zira,Allah'tan başka hiçbir kimse günahları affedemez ve buna vesile de olamaz.Kula karşı işlenen günahlar,kulla helâlleşerek ödenir.Allah'a  karşı işlenen suçların bağışlanması ise tevbe ve istiğfarla Allah'tan beklenir.Bunun gibi,Allah'tan başka hidayete erdirecek hiçbir kimse de yoktur.Resulullah'ın candan arzu etmesine rağmen amcası Ebu Talib'in iman etmemesi buna açık bir delildir.
   Ebu Talip ölüm döşeğindeyken Sevgili Peygamberimiz gelir ve "Ey amca!Lailâhe illallah de!Allah katında senin lehine elimde bir delil olur"buyurur.Orada hazır bulunanlar Ebu Cehil ve bazı müşrikler Ebu Talib'e"yoksa baban Abdulmüttalib'in yolundan yüz mü çevireceksin"derler.Hz.Peygamber yine ısrar eder.Onlar da tekrar aynı şeyi söylerler.Ebu Talib'in son sözleri Abdülmüttalib'in yolunda olduğudur yani Lailâhe illallah demeyi kabul etmez.Resul-i Ekrem ona"Allah beni men etmediği sürece senin bağışlanman için dua edeceğim"diyerek ayrılır.Bunun üzerine Cenab-i Hak:
  "(Resülüm!)Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin;bilakis,Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir."(6),"(Kâfir olarak ölüp)cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra akraba dahi olsalar,(Allah'a)ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır ne de inananlara"(7)buyurarak habibini amcası için af dilemekten menetmiştir.
  Gerçek bu iken,"Falan kimsenin eteğine yapış da kurtuluşa eresin"gibi sözler ne derece geçerlidir?Falan kişinin kurtuluşa erdiği belli değilken,onun aracılığıyla kurtuluşa ermeyi nasıl bekleyebilirsin!İslâmiyette Cennetle müjdelenenler Sevgili Peygamberimiz ve O'nun dışında aşere-i Mübeşşere diye adlandırılan  yalnız on kişiden ibârettir.
  Dinimizde,Allah'ın haram kıldığına helâl diyene uymak da,şirk sayılmıştır.Hristiyan iken Hatem Tai'nin oğlu Adiyy,bir gün Resulullah'ın huzuruna girmişti.O esnada Allah Elçisi:
  "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını,papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler.Halbuki onlara ancak tek İlâh'a kulluk etmeleri emrolundu.O'ndan başka tanrı yoktur.O'dan başka tanrı yoktur.O,bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır."(8)meâlindeki ayet-i Kerimeyi okuyordu.Bunu işiten ve Hristiyanlığı yaşamakta olan Adiyy, "Onlar rahiplere tapmazlar"diye itiraz etti.Allah Elçisi"Evet taparlar,rahiplere helâl olanı haram,haram olanı da helâl kıldılar,onlar da buna riayet ettiler,işte bu onlara ibâdet etmektir"(9)buyurdu.
  Adiyy(R.A)sonra müslüman olup İslâm'a hizmet etmiştir.
 İnsanları şirk bataklığına çeken hastalıklardan biri de riya denilen ikiyüzlülüktür.Bir gün Sevgili Peygamberimiz ashabına:
  "Bence sizin için Mesih Deccal'dan daha korkunç olanını haber vereyim mi?"diye sorar.Ashab-ı Kiram"Elbette ey Allah'ın Resulü"dediklerinde Hz.Peygamber "Bu gizli şirktir.Kişi kalkar namaz kılar,kendisine bakan birisini farkedince de namazını itina ile erkâna ile kılmaya koyulur"(10)buyurur.
  Şüphesiz riyâkâr da ibâdetini Allah'tan başkasına yapmaz,ancak o,ibâdeti mertebe hissiyle karıştırdığı için böyle bir ibâdet makbul değildir,şirktir.
  Ölüleri ziyaret etmek,onlara dua etmek yerinde bir davranıştır.Zira bu insana ölümü  hatırlatır ve kendini kontrol etmesini sağlar.Fakat medet umarak ölüyü ziyaret etmek,Allah korusun,insanı şirke götürür.
  Allah'a eş ve ortak koşmanın affedilemeyeceği,Peygamberimiz de dahil hiçbir kimsenin,Yüce Mevlâ'nın izni olmadan şefaat edemeyeceği(11)İlâhi dusturuna kulak vermeyip taştan,demirden,ağaçtan yapılmış cisimlerden yardım beklemek,dede,baba,efendi gibi üstünlük sıfatları ile kabirlere prestijlerde bulunmak ne büyük bir gaflettir.
  Buraya kadar arzettiğim hususlardan başka,sahip olunan nimeti Allah'tan değil de başkalarından bilmek;bazı yerleri,zamanları,maddeleri ve şahısları uğursuz kabul etmek;fala bakmak,baktırmak,kehanete inanmak,nazarlık asmak,bir işin olması için türbelere mum yakmak,adak adamak,kurban kesmek,türbelerin pencerelerine ve bazı ağaçlara iplik bağlamak,şirinlik muskaları almak,büyü yapmak ve yaptırmak gibi düşünce ve davranışlar da hep insanı şirke sürükleyen zararlı alışkanlıklardır.
  Öyle ise,bütün bunlardan son derece sakınmalıyız ki imanımız kemâle ersin ve zedelenmesin.Zira,iman sağlam olmayınca yapacağımız ibâdet ve iyiliklerin Allah katında hiçbir değeri olmaz.

_____________________
1-Nisâ Sûresi;ayet:48
2-Tecrid-i Sarih Terc.9/213 Hadis No:1405
3-Bakara Sûresi;ayet:165
4-Yunus Sûresi;ayet:18
5-Bakara Sûresi;ayet:167
6-Kasas Sûresi;ayet:56
7-Tevbe Sûresi;ayet:113
8-Tevbe Sûresi;ayet:31(Elmalılı Tefsiri C.4,sf:2499-2511)
9-Tirmizi;Müsned
10-Müsned-i Ahmed b.Hanbel
11-Yunus Sûresi;ayet:3
Devamını Oku

KOMŞULUK GÖREVLERİMİZ

KOMŞULUK GÖREVLERİMİZ
   Toplumda huzur ve güven,toplumun çekirdeği durumunda olan aileden başlar.Zira,evleri birbirine yakın olan ve birbirine göre komşu adını alan aileler,iyi geçinerek aralarında sevgi,saygı,hoşgörü ve yardımlaşma gibi güzellikleri eksik etmedikçe hem kendileri hem de onlardan oluşan toplum huzurlu ve güvenli olur.Her gün defalarca yüz yüze gelen kimselerin iyi geçinmeleri,birbirlerine iyilik etmeleri,güvenmeleri ve birbirlerini sevmeleri büyük bir mutluluktur.İnsanın hemen yanı başındaki kimselere karşı canını,malını ve namusunu emniyette görmemesi çok acıdır.Bir ayet-i celilede komşulara iyilik etmek,önde gelen görevlerimiz arasında meal olarak şöyle belirlenmiştir:
   "Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın.Ana-babaya,akrabaya,yetimlere,yoksullara,yakın komşuya,uzak komşuya,yakın arkadaşa,yolcuya,ellerinizin altında bulunanlara(köle,cariye,hizmetçi ve benzerlerine)iyi davranın;Allah kendini beğenen ve daima böbürlenipduran kimseyi sevmez."(1)
   Ayet-i kerimede geçen yakın komşu,hem akraba ve hem de ev yakınlığı bulunan kimsedir.Uzak komşu,arada akrabalık bulunmayan ya da evi uzak olan komşu demektir.(2)
  Bir hadis-i şerif,"komşuyu üçe ayırarak,bunlardan birincisinin akrabalık,komşuluk ve din kardeşliği olarak üç hakkı olduğunu,ikincisinin komşuluk ve din kardeşliği hakları bulunduğunu,üçüncüsünün yalnız komşuluk hakkı olduğu bildirmişlerdir."(3)
  Görülüyor ki dinimiz,müslüman olmayan komşulara da iyi davranılmasını ve onların da haklarının gözetilmesini istemektir.
 Komşuluk hak ve görevlerimiz arasında,onlarla iyi geçinmek,gerektiğinde onlara yardım ve nasihatta bulunmak,onları rahatsız edecek her türlü davranışlardan sakınmak,hayırlı bir işleri olduğunda tebrik etmek,bir felâketle karşılaştıklarında teselli etmek,hastalıklarında ziyaret etmek ve öldüklerinde teşyi etmek gibi hususlar başta gelir.
  İslâmiyet,komşuluk hakkına riayet etmeyeni olgun mümin saymamaktadır.Bir hadis-i şerifte bildirildiğine göre,bir gün Resûl-i Ekrem(S.A.V.):
 "Vallahi iman etmiş olmaz,vallahi iman etmiş olmaz,vallahi iman etmiş olmaz"buyurmuşlar;orada hazır bulunanlar:"Ya Resûlallah!Bu iman etmiş olmayan kimdir?"diye sorduklarında Allah Elçisi,"Kim olacak;şu,komşusu zulmünden ve şerrinden emin olmayan kişi"(4)demişlerdir.Bir başka hadiste de mealen:
  "Yanı başında komşusu aç olduğu halde,tok yaşayan mümin,kâmil mümin değildir"(5)buyrularak komşuluk haklarına önem vermeyenlere acı ihtarda bulunulmuştur.
  En iyisi yapmaya gücümüz yetmiyor diye muhtaç kimselere elden gelen yardımı da yapmamak doğru değildir.Zira,yapılacak bir yardım az da olsa,kendisine duyulan ihtiyaca göre değer kazanır.Ebû Zer(R.A.)den,Resûlullah (S.A.V.)'in kendisine:
  "Çorba pişirdiğin zmaan suyunu çok koy,sonra da komşu ailelerine bak,onlardan muhtaç olanlara münasip bir pay ayır"(6)buyurduğu rivayet olunmuştur.Bu hadis-i şeriften alınacak çok ders olsa gerektir.
 Komşu hakkına riayet,Semavî bir tavsiyedir.Nitekim Allah Elçisi:
"Cebrail (A.S.),bana durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti.Bu sıkı tavsiyeden,komşuyu komşuya varis kılacağını zannettim"(7)buyurmuşlardır.
   Komşuluk hakkının bilincinde olan Medineli müslümanlardan her biri,hicret esnasında Mekkeli mıhacirlere elden gelen her yardımı yapıyor,onlardan birini evine alarak onunla kardeş oluyor ve her şeyini paylaşıyordu.Onlar,bu yardımseverliklerinden dolayı Ensar(yardımcılar)diye anılmaktadırlar.
 Ecdadımız,sabahleyin ilk alışverişi yaptıktan sonra dükkânına gelen ikinci müşteriyi,"Ben siftah ettim,şu komşum etmedi.Sen de ondan alıver"diyerek henüz alışveriş edemeyen komşu dükkâna gönderiyordu.Onların bu örnek davranışları aynında bu gün bizim ev,iş,bağ,habçe ve tarla komşuluklarımız hangi safhadadır?Komşuluk görevlerimizi ne derece yerine getiriyoruz?Bu soruların cevabını herkes kendi vicdanında aramalı ve kendi nefsi için istediğini başkaları için istemedikçe,olgun mümin olamayacağı düsturunca değerlendirmelidir.
  Gerek bağ,bahçe,çayır ve trala gibi şahsa ait arazilere,gerekse yol,mer'a ve meydan gibi toplumun ortak malı olan yerlere saldırı da bulunanlar,
"Bir kimse başkasının bir karış kadar toprağına tecavüz ederse,yerin yedi katı o kimsenin boynuna geçirilir(şiddetli azap görür)"(8)mealindeki hadis-i şeriften habersiz midirler?
   Yazımızı iki hadis-i şerif mealiyle noktalayalım:
"Allah'a ve ahiret gününe inanan kişi,komşusuna eza etmesin..."(9),"Akrabay aihsan,güzel huy,güzel komşuluk,yurtları ma'mur eder ve ömürleri arttırır."(10)


_______________________________________________
1-Nisâ Sûresi;ayet:36
2-H.Yazır,Hak Dini Kur'an Dili(Türkçe Tefsir)2/1354
3-Et-Terğib ve't-Terhib,3/361
4-Tecrid-i Sarih Tercemesi,12/131
5-250 Hadis(Diyanet Yayınları)sf:155,hadis no:190
6-Tecrid-i Sarih Tercemesi,1/341
7-Tecrid-i Sarih Tercemesi,1/340
8-250 Hadis (Diyanet Yayınları)sf:184,hadis no:225
9-Tecrid-i Sarih Tercemesi,12/131
10-Ö.N.Bilmen,Hikmet gonceleri 500 Hadis Tercemesi ve izahı,sf:144,Hadis No:216







Devamını Oku

24.2.11

TİCARETİN ÖNEMİ VE TİCARETİN AHLÂKI



TİCARETİN ÖNEMİ VE TİCARETİN AHLÂKI
  Fert,aile ve toplumun huzur ve güvenliğinde ekonominin rolü büyüktür.İktisadî gelişmenin ve kalkınmanın başta gelen vasıtası ise ticarettir.Bu sebepledir ki,dünya milletleri ticarî alanda adeta yarışmakta ve bu uğurda bütün imkânları kullanmaktadırlar.
 İnsanın mutluluğunu hedef alan dinimiz,koyduğu prensiplere uygun olarak yapılacak ticareti övmüş,hukuk ve ahlâk kurallarına ters düşen,tarafların karşılıklı rızasına dayanmayan alışverişi kesinlikle yasaklamıştır.Nitekim Kur'an-ı Kerim'de,mallarımızı aramızda haksızlıkla değil,karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yememiz ve haram ile nefsimizi mahvetmememiz emredilmiş,(1)bir hadis-i şerifte emniyetli ve doğru tacirlerin Kıyamet gününde Peygamberler,Sıddıklar ve Şehidlerle birlikte diriltileceği haber verilmiştir.(2)Sevgili Peygamberimiz,
  "Korkak tacir mahrumiyet içinde kalır,cesur olan tacir ise rızıklanır"(3)mealindeki hadisleriyle de müminlerin ticarette atılıma teşvik etmiş,Medine'ye hicretlerinde İslâmiyet'i yayma,ilim öğretme gibi en önemli görevler yanında,müstakil bir İslâm pazarı da kurmuştur ki,bütün bunlar O'nun ticaret ve iktisada verdiği önemi sergiler.
  Her işte olduğu gibi ticarette de başarılı olmanın sırrı doğruluktur.Verdiği sözleri ve taahhüdlere bağlı kalmayan bir tacir,işini ve toplumdaki değerini kaybedebileceği gibi,Yüce Rabbimizin,"Ey iman edenler!Akitleri(n gereğini)yerine getiriniz"(4)emirlerine de ters düşmüş olur.
  Kusurlu bir mal özrü gizlenerek satılmamalıdır.Zira,böyle bir satıştan sağlanacak kazanç helâl olmadığı gibi,bunun bereketi de yoktur.Bu hususa değinen hadis-i şeriflerden bazıları meal olarak şöyledir:
  "Bir kimsenin,malındaki özrü açıklamadan onu satması ve bu özrü bilenin de onu açıklamaması helâl değildir."(5)"Alışveriş sırasında tarafların iki seçeneği vardır.Şayet doğru olup da sattıkları şeyin özrünü açıkça beyan ederlerse,satışlarında bereket olur.Yalan söyler ve sattıkları şeyin özrünü gizlerlerse,satışlarının bereketi yok olur."(6)
   Bir gün Sevgili Peygamberimiz,yiyecek maddesi satan birine uğrar,elini çuvala daldırır,altındaki ıslaklığı farkedince "Bu nedir?"diye satıcıya sorar,"yağmurdan"cevabını alınca"Herkesin görmesi için ıslak tarafı üste koyamaz mıydın?"der ve sonra "Bizi aldatan bizden değildir"(7)buyurur.
  Kıyamet günü,bu dünyada işlediklerinin hesabını vereceğine kesinlikle inan bir kimse,ticaret de dahik hiçbir işinde doğruluktan ayrılmaz.Helâlinden kazanma dururken meşru olmayan yollara sapıp,vicdanını,mukaddesatını feda edemez.Hilekârlıkla,düzenbazlıkla,aldatmacayla,noksan ölçü ve tartıyla müşrerisine zulmedenler,bu davranışlarıyla en büyük zulmü kendilerine yaptıklarını bilmelidirler.Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de meal olarak şöyle buyruluyor:
  "İnsanlardan alırkan ölçüp tarttıklarında tam,onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun.","Onlar düşünmezler mi ki,büyük bir güde(hesap vermek için)diriltilecekler!Öyle bir gün ki,insanlar o günde âlemlerin Rabbin,n huzurunda divan duracaklardır."(8),"Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince,işte bunların ahirette bir payı yoktur.Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak,onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.Onlar için acı bir azap vardır."(9)
   Ticaret alanında bazı kimselerin başvurduğu kötü yollardan biri de,toplumun ihtiyacı olan malları,olağanüstü durumlardan yararlanarak gizlemek,böylece piyasayı yükselterek,onları aşırı fiyatlarla satmaktır.Dinimiz şahsi çıkar uğruna toplumu yokluk ve sıkıntı içinde bırakan hertürlü istifçilik ve karaborsacılığın karşısındadır.Sevgili Peygamberimiz istifçiler ve karaborsacılar hakkında,
 "Ticaret yapan rızıklanır,ama ihtikâr yapan mel'undur"(10),"İhtikâr yapanlar,adam öldürenlerle beraber diriltileceklerdir"(11)buyurmuşlardır.
 Tacir borçlarını vaktinde ödemeye dikkat etmeli,alacaklarını isterken nezaket kurallarına uymalı ve mümkünse şiddete başvurmamalıdır.Tabii ki bu alacağından vazgeçmesi anlamına gelmez.Böylece ticaret ehline Sevgili Peygamberimiz,
 "Sattığında,satın aldığında ve hakkını aradığında kolaylık gösteren kimseye Allah rahmetini ihsan buyursun"(12)mealinde hayır duada bulunmuşlardır.
  Yabancılarla olan alışverişlerde işlenecek kusur ve hataların,millî ekonomiyi ve itibarı zedeleyeceği gözönünde bulundurularak bu konuda daha da çok hassas davranılması gerekir.
   Konumuzu bir hadis-işerif mealiyle bağlayalım:
"Kazançların en güzelii o tacirlerin kazancıdır ki,onlar konuştuklarında yalan söylemezler,kendilerine bir şey emânet edildiğinde hıyanet etmezler,söz verdiklerinde vaadlerinden caymazlar,satın aldıklarında yermezler,sattıklarında da övmezler,üzerlerinde bulunan hakkı (sahibine ödemeyi)geciktirmezler ve alacakların da zorluk göstermezler."(13)


___________________________________________
1-Nisâ Sûresi;ayet:29
2-Tac Tercemesi,2/361
3-Kenzü'l-Irfan,sf:213(hadis no:907)
4-Maide Sûresi;ayet:1
5-İslâm'da Helâl ve Haram,sf:281
6-Tecrid-i Sarih Tercemesi,6/374
7-Teğrib ve't-Terhib,2/571
8-Mutaffifin Sûresi;ayet:1-6
9-Âl-i İmran Sûresi;ayet:77
10-Tecrid-i Sarih Tercemesi,6/449
11-Terğib ve't-Terhib,3/244
12-Tac Tercemesi,2/362
13-Feyzü'l-Kadir,3/278
Devamını Oku

DİNİMİZİN HEDEFİ İNSANIN MUTLULUĞUDUR


DİNİMİZİN HEDEFİ İNSANIN MUTLULUĞUDUR
  Yüce Rabbimiz,Kendini peygamber ve kitap yoluyla insanlara tanıtmıştır.Toplum,bu bilgiyi muhafaza ederek kendinden sonraki nesillere ulaştırır.
  Dinî telkin ve terbiyeden mahrum kalmış kimselerin,çoğu kez Yüce Mevlâ'nın varlığını bulamadıkları ve O'nun yarattıklarını ilâh kabul ettikleri görülmüştür.İnsan,akıl ve düşünce yoluyla Allah'ın varlığını ve birliğini bulabilse de,O'na olan görevlerinin neler olduğunu ve bunları nasıl yerine getireceğini bilemez.Yüce Allah'ın varlığını ve birliğini bilmek ve O'na olan görevlerini hakkıyla yerine getirebilmek,ancak aklın ve İlâhi hükümlerin ışığında gerçekleşebilir.Nitekim bir ayet-i Celilede meâlen:
  "...Herkes karakter ve inancına göre ibâdet eder..."(1)buyrularak,sahip olunan iman,irfan ve mizacın amel üzerindeki etkisi belirtilmiştir.
  Bu noktada Sevgili Peygamberimizle Ayşe(R.A.)validemiz arasında geçen bir sohbeti sunarak konumuza açıklık getirmek isterim:
 Bir gün Hz.Ayşe validemiz,Sevgili Peygamberimize"Ya  Resulallah,insanlar dünyada birbirlerinden ne suratle üstün olurlar?"diye sorar.Yüce Peygamberimiz"Akıl ile.Kimin aklı çok ise,onun diğeri üzerine bir üstünlüğü vardır"şeklinde cevap verir.Hz.Ayşe'nin"Peki ahiretteki üstünlük ne iledir?"sorusuna Allah Eliçisi"Akıl iledir"der.Bundan sonra Hz.Ayşe"Peki ama,kişinin hesap gününde göreceği mükâfat veya ceza,dünyadaki işine göre değil midir?"deyince Resul-i Ekrem (S.A.V.)"Ya Ayşe,her fert,ancak Allah'ın kendisine vermiş olduğu akıl kadar iş görmeyecek midir?Böylece dünyadaki işleri akılları nisbetinde olacağından,ahiretteki mükâfatları ve cezaları da işlerine göre olacaktır"buyurur.(2)
 Başka bir hadis-i Şerifte meâlen:
"Sizin akılca en mükemmel olanınız Allahu Teâla'dan en çok korkanınızdır"(3)buyrularak Allah'a yönelişin akılla olacağı,yöneliş olmadan hedefe erişilemeyeceği belirtilmiştir.İşte aklın bu derece önemli olmasındandır ki dinimiz,ona zarar verecek ve onu zedeleyecek her türlü kötü alışkanlıklardan uzak durmamızı emreder.
  Dinimiz,insanları soy sop,mal,rütbe,makam ve mevkileri ile değil,sahip oldukları ilhâs ve takva ile değerlendirir.Nitekim,"...Şüphesiz,Allah katında en değerliniz,O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır..."(4)meâlindeki İlâhî buyruk bunun açık bir delilidir.
  Mekke fethedildiği gün,halk sığındığı yerde"Acaba Resulullah bize ne yapacak?"diye korku içinde beklerken,Allah'ın Elçisi,kölelikten âzâd edilmiş olan zenci Bilâl-i Habeşi(R.A.)'ı Kâbe'nin damına çıkartıp ezan okutmuştur.Sahip olduğ üstün ihlâs ve takva sebebiyle Resul-i Ekrem'in:"Ey Bilâl!Ben Cenneti gördüm,senin ezan sesin sekiz kat Cennette yansımaktadır"(5)büyük müjdesine nail olan Hz.Bilâl'i Kâbe'nin damında ezan okurken gören(üstünlüğün soy,makam ve rutbede olduğunu sanan)müşriklerden bazılarının"Keşke evvelce ölseydim de bu günü görmeseydim"dedikleri tarih kitaplarında geçmektedir.
 Din,insanı sadece iman ve ibâdetle yükümlü kılmaz.Onu ahlâkî değerler de kazandırır.İmanla ibâdet arasında sıkı ilişki olduğu gibi,bunların her birinin ahlâkla da yakın münasebeti vardır.Sağlam inançlı ve ameli güzel kimseler,ahlâkî değerleri benimseyip onlara bağlı kalmakta güçlük çekmezler.Böyle bireylerden oluşan bir toplum ise huzur ve güven içinde yaşar.
   Müşriklerin zulmünden Habeşistana sığınan müslümanlar adına Cafer(R.A.)'ın,Habeş kralı Necaşi'ye verdiği şu bilgiler,İslâm'ın getirdiği ahlâk prensiplerini ne güzel sergilemektedir:
"Ey hükümdar,biz cahiliyet üzerine olan bir kavim idik.Putlara tapardık,leşi yerdik,fuhuş işlerdik,akrabalara küserdik,komşuluk hakkına riayet etmezdik.Zayıf,kuvvetlinin esiri idi.Biz bu hal üzere iken Allah içimizden birini Peygamber gönderdi.Nesebi ve asaleti;doğruluk ve güvenilirliği,şeref ve namuskârlığı hepimizce bilinmektedir.O,bizi bir Allah'a ibâdete çağrıyor,atalarımızın tapınageldikleri putları,ağaç ve taş parçalarını terketmemizi söylüyor.Bize doğru söylemeyi,emanete ve akrabalık bağına riayet etmeyi,komşularla güzel geçinmeyi,haramadan,kan dökmekten sakınmayı bildiriyor.Fuhuştan,yalandan,yetim malı yemekten,namuslu kadınlara iftira etmekten,dil tecavüzünden menediyor.Allah'a ibâdet edip O'na hiçbir süretle ortak koşmamayı emrediyor,namaza,sadaka ve iyiliğe,oruca davet ediyor.Biz de O'na inandık.Getirdiği dine tabi olduk..."
  Cafer (R.A.)'ın sözlerini sonuna kadar dikkatle dinleyip,sorduğu bazı soruların cevabını da aldıktan sonra Habeş Kralı Necaşi,onları geri götürmek için gelenlere "Bunları size teslim edemem,bunu böyle bilin"(6)der.
   Sözün özü;dinimizin hedefi,insanın dünya ve ahiret mutluluğudur.Dinî emir ve yasaklarda bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz nice yarar ve hikmetler vardır.Yüce Rabbimizin,bizim ibâdet ve taâtimize ihtiyacı yoktur.Biz yaptığımız her iyiliği,kendi yararımıza,kötülüğü de kendi zararımıza işlemiş oluyoruz.




_________________________________
1-İsrâ Sûresi;ayet:84
2-El-Hakimü't-tirmizi(A.H.Aksekî,İslâm,505,st 1947)
3-O.Nasuhi Bilmen,Hikmet Gonceleri,500 Hadis-i Şerif sh:10
4-Hucurat Sûresi;ayet:13
5-Hz.Muhammed ve Hayatı,sf:333
6-Hz.Muhammed ve Hayatı,sf:79


Devamını Oku